top of page
  • Instagram
  • LinkedIn
  • YouTube
  • 040b2b_ea491279772b40e59c1f037380cc484f~mv2_edited_edited

Arama Sonuçları

Boş arama ile 190 sonuç bulundu

  • Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) Teknolojileri | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) Teknolojileri 08.07.24 Yazar: Tuğçe Vural Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileri, fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2'yi yakalayıp depolayarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi amaçlamaktadır. Bu makale, CCS teknolojilerinin temel prensiplerini, literatürünü ve gelecekteki potansiyelini incelemektedir. Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileri; sera gazı emisyonlarını azaltmak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek amacıyla geliştirilen yenilikçi çözümler arasında önemli bir yer tutmaktadır. CCS, fosil yakıtların yanması veya endüstriyel süreçler sonucunda, açığa çıkan karbondioksitin (CO2) atmosfere salınımını engelleyerek, yakalanması ve güvenli bir şekilde depolanması prensibine dayanmaktadır. Bu makale, CCS teknolojilerinin temel prensiplerini, mevcut literatürü, bulguları ve bu teknolojilerin gelecekteki potansiyelini incelemeyi amaçlamaktadır. Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileri, fosil yakıtların enerji üretiminde ve endüstriyel faaliyetlerde kullanılmasının bir sonucu olarak açığa çıkan karbondioksit (CO2) emisyonlarını azaltmak amacıyla geliştirilmiştir. CCS süreçleri genellikle üç aşamadan oluşmakta olup: karbondioksitin yakalanması, taşınması ve depolanması olarak isimlendirilmektedir. Yakalama aşaması; CO2'nin atmosfere salınımından önce emisyon kaynaklarından ayrıştırılmasını içermektedir. Taşıma aşaması; yakalanan CO2'nin depolama alanlarına güvenli şekilde taşınmasını sağlamaktadır. Depolama aşaması ise CO2'nin yeraltı jeolojik oluşumlarında, okyanuslarda veya diğer uygun alanlarda uzun vadeli olarak saklanmasını içermektedir (IPCC, 2005). CCS teknolojilerinin geliştirilmesinde ve uygulanması konusunda birçok çalışma yapılmıştır. İlk CCS projeleri, 1990'larda Kuzey Amerika ve Avrupa'da başlamış olup, bu alandaki araştırmalar ve uygulamalar hızla artmıştır. Geçmişte yapılan çalışmalar, CCS teknolojilerinin teknik fizibilitesini ve ekonomik etkinliğini incelemiş, bu teknolojilerin sera gazı emisyonlarını azaltma potansiyelini ortaya koymuştur. Özellikle enerji üretimi ve ağır sanayi gibi yüksek emisyonlu sektörlerde CCS'nin uygulanabilirliği üzerine yoğunlaşmışlardır (Metz et al., 2005). Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileri üzerine yapılan çalışmalar, bu teknolojilerin etkinliğini ve potansiyelini ortaya koymuştur. Metz ve arkadaşları (2005), CCS'nin küresel karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahip olduğunu ve bu teknolojilerin, özellikle enerji üretiminde ve sanayi sektöründe yaygın olarak kullanılabileceğini belirtmişlerdir. Bu çalışmalarda, CCS'nin enerji üretim maliyetlerini artırabileceğini, fakat uzun vadede iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir araç olduğu vurgulanmaktadır. Karbon Yakalama Yöntemleri: CCS teknolojilerinde kullanılan başlıca karbon yakalama yöntemleri; pre-combustion (yanma öncesi), oxy-fuel combustion (oksijenle yakma) ve post-combustion (yanma sonrası) yöntemleridir. Pre-combustion yöntemi, fosil yakıtların gazlaştırılması sonucunda elde edilen sentez gazından CO2'nin ayrıştırılması işlemini içermektedir. Oxy-fuel combustion yöntemi ise fosil yakıtların saf oksijenle yakılması sonucunda oluşan CO2'nin doğrudan yakalanmasını sağlamaktadır. Post-combustion yöntemi, mevcut enerji santrallerine ve endüstriyel tesislere entegre edilebilmesi nedeni ile yaygın olarak tercih edilmektedir. Bu yöntemde, fosil yakıtların yanması sonucunda oluşan egzoz gazlarından CO2 ayrıştırılmakta ve yakalanmkatadır (IPCC, 2005). Karbon Taşıma ve Depolama: Yakalanan CO2'nin taşınması ve depolanması, CCS sürecinin önemli aşamalarını oluşturmaktadır. CO2 genellikle boru hatları veya gemiler aracılığı ile depolama alanlarına taşınmaktadır. Depolama aşamasında, CO2 yeraltı jeolojik oluşumlarında, özellikle boş petrol ve gaz rezervuarlarında, tuz akiferlerinde veya derin kömür yataklarında depolanmaktadır. Bu depolama alanları, CO2'nin uzun vadeli ve güvenli bir şekilde saklanmasını sağlayacak şekilde seçilmekte ve sürekli olarak izlenmektedir (Benson & Cole, 2008). Ekonomik ve Politik Etkenler: CCS teknolojilerinin uygulanabilirliği, teknik faktörlerin yanı sıra ekonomik ve politik etkenlerle de ilişkilidir. CCS projelerinin yüksek maliyetleri, bu teknolojilerin geniş çapta uygulanmasını engelleyebilecek önemli bir faktördür. Fakat, karbon vergileri, emisyon ticaret sistemleri ve diğer politika araçları, CCS'nin ekonomik cazibesini artırabilmektedir. Ayrıca, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların da sağladığı teşvikler ve destekler de CCS teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için önemli bir rol oynamaktadır (IPCC, 2005). Bu makale, CCS teknolojilerinin sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini incelemek için literatür taraması yöntemini kullanmaktadır. Veri toplama teknikleri arasında akademik makaleler, hükümet raporları ve endüstri analizleri bulunmaktadır. Bu yöntemler, CCS teknolojilerinin teknik, ekonomik ve çevresel boyutlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, CCS teknolojilerinin enerji verimliliğini artırdığını, karbon emisyonlarını önemli bir ölçüde azalttığını ve enerji üretiminde sürdürülebilirliği sağladığını göstermektedir. Özellikle, post-combustion ve oxy-fuel combustion yöntemleri, mevcut enerji santrallerine ve endüstriyel tesislere entegre edilebilmesi sebebiyle büyük bir potansiyele sahiptir. Yakalanan CO2'nin yeraltı jeolojik oluşumlarında güvenli bir şekilde depolanması, uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynamaktadır. Bulgular, CCS teknolojilerinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Enerji verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve uzun vadeli depolama çözümleri üzerindeki olumlu etkilerini, iklim değişikliğiyle mücadelede bu teknolojilerin önemini ortaya koymaktadır. Fakat, CCS projelerinin yüksek maliyetleri ve teknik zorlukları, bu teknolojilerin yaygınlaşmasını sınırlayabilmektedir. Bu sebeple ekonomik teşvikler ve politika destekleri, CCS'nin geniş çapta uygulanmasını teşvik etmek için kritik öneme sahiplerdir. CCS teknolojilerinin uygulanması, veri güvenliği ve çevresel riskler gibi etik konuları da gündeme getirmektedir. Yakalanan CO2'nin uzun vadeli depolama güvenliği, çevresel ve insan sağlığı açısından önemlidir. Ayrıca, bu teknolojilerin yüksek maliyetleri, uygulama sürecinde pratik zorluklar da yaratabilmektedirler. Bu sebeple, CCS projelerinin ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için dikkatle planlanması ve yönetilmesi gerekmektedir. Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileri, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada önemli bir araçtır. Enerji verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve uzun vadeli depolama çözümleri üzerindeki olumlu etkileri, çevresel sürdürülebilirliği artırmaktadır. Fakat, bu teknolojilerin yaygınlaştırılması için ekonomik teşvikler ve politika destekleri de gereklidir. Gelecekteki araştırmalar, CCS teknolojilerinin daha geniş çapta uygulanmasını ve bu teknolojilerin sosyal etkilerini incelemelidir. Ayrıca, veri güvenliği ve çevresel riskler konularında da daha fazla çalışma yapılmalıdır. Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, CCS projelerinin ekonomik cazibesini artırmak amacıyla teşvikler ve destekler sağlamalıdır. Referanslar Benson, S. M., & Cole, D. R. (2008). CO2 sequestration in deep sedimentary formations. Elements, 4 (5), 325-331. Fennell, P. S., & Anthony, E. J. (2015). Calcium and chemical looping technology for power generation and carbon dioxide (CO2) capture: Status, challenges, and future directions. Applied Energy, 138 , 150-166. Haszeldine, R. S. (2009). Carbon capture and storage: How green can black be? Science, 325 (5948), 1647-1652. IPCC. (2005). IPCC special report on carbon dioxide capture and storage . Cambridge University Press. Rubin, E. S., & Zhai, H. (2012). The cost of carbon capture and storage for natural gas combined cycle power plants. Environmental Science & Technology, 46 (6), 3076-3084. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Sürdürülebilir Teknolojinin Çevresel Etkileri ve Geleceği: Zorluklar ve Stratejiler | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Sürdürülebilir Teknolojinin Çevresel Etkileri ve Geleceği: Zorluklar ve Stratejiler 21.05.24 Yazar: Tuğçe Vural Bu makale teknolojik gelişmelerin insan toplumlarını şekillendirme sürecinde oynadığı merkezi rol, çevresel zorlukların yanı sıra sürdürülebilir teknolojik gelişimin önemini vurgulamaktadır. 1.Giriş Günümüzde hızla gelişen dünyada teknoloji, insan toplumlarını şekillendirmede ve çevre ile etkileşim biçimimizi dönüştürmede merkezi bir rol oynamaktadır. Teknolojik ilerlemeler, sayısız fayda ve kolaylık getirirken, aynı zamanda karmaşık çevresel sorunlara da yol açmıştır. Ayrıca, iklim değişikliği, kaynak tükenmesi ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi gerçeklerle yüzleşirken, sürdürülebilir teknolojik gelişim ihtiyacı hiç bu kadar acil olmamıştı. Bu makale, teknoloji, çevre ve sürdürülebilirlik arasındaki karmaşık etkileşimi incelemekte, teknolojinin doğal dünya üzerindeki etkilerini ve sürdürülebilirlik ilkelerinin teknolojik gelişime entegre edilmesinin önemini vurgulamaktadır. 1.1. Teknolojinin Çevre Üzerindeki Etkisinin Genel Bir Görünümü Teknolojinin çevre üzerindeki etkisi çok yönlüdür ve hem olumlu hem de olumsuz yönleri kapsamaktadır. Bir yandan teknolojik yenilikler, insan refahında, verimlilikte ve yaşam kalitesinde önemli iyileştirmeler sağlamıştır. Sağlık hizmetleri, iletişim, ulaşım ve tarım alanlarındaki ilerlemeler, modern toplumun neredeyse her yönünü devrim niteliğinde değiştirerek verimlilik, kolaylık ve bağlantılılık sağlamıştır. Ancak, bu faydalar çevreye maliyet getirmiştir. Teknolojik ilerlemeyle ilişkili fosil yakıtların yaygın kullanımı, endüstriyel süreçler ve yoğun tarım uygulamaları, küresel ölçekte çevresel bozulmaya yol açmıştır. Hava, su ve toprak kirliliği, ormansızlaşma, habitat tahribatı ve biyolojik çeşitlilik kaybı, kontrolsüz teknolojik büyümenin bazı olumsuz sonuçlarıdır. Ayrıca, elektronik cihazların ve diğer teknolojik ürünlerin çıkarılması, üretilmesi ve bertaraf edilmesi, kaynak tükenmesi, enerji tüketimi ve elektronik atık birikimine katkıda bulunarak çevresel baskıları daha da artırmaktadır. 1.2. Teknolojik Gelişimde Sürdürülebilirliğin Önemi Bu bağlamda, sürdürülebilirlik kavramı, teknolojik gelişim ve yenilik için bir rehber ilke olarak ortaya çıkmıştır. Brundtland Komisyonu tarafından tanımlandığı şekliyle sürdürülebilirlik, "gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerini tehlikeye atmadan, bugünün ihtiyaçlarını karşılamak" anlamına gelir. Teknoloji bağlamında sürdürülebilirlik, teknolojik çözümleri tasarlamak, üretmek ve kullanmak anlamına gelir; çevresel etkiyi en aza indirir, kaynakları korur ve sosyal adalet ve ekonomik refahı teşvik eder. Sürdürülebilirliği teknolojik gelişime entegre etmek, ürünlerin ve sistemlerin yaşam döngüsünün tamamını, hammadde çıkarımından ömrünün sonuna kadar dikkate alan daha bütünsel ve sistemik yaklaşımlara geçişi gerektirir. Bu, eko tasarım, enerji verimliliği, atık azaltma ve döngüsel ekonomi ilkelerini benimsemeyi içerir. Sürdürülebilir teknoloji çözümleri, yenilenebilir enerji kaynaklarını önceliklendirir, enerji ve kaynak verimliliğini teşvik eder, kirlilik ve atık üretimini en aza indirir ve toplulukların ve ekosistemlerin refahını önceliklendirir. Ayrıca, sürdürülebilir teknolojik gelişim sadece çevresel kaygılarla sınırlı kalmaz, sosyal ve ekonomik boyutları da kapsar. Kapsayıcı büyümeyi teşvik etmek, teknolojiye adil erişimi sağlamak ve toplulukları karar alma süreçlerine katılmaya teşvik etmek anlamına gelir. Sürdürülebilirlik ilkelerini benimseyerek, teknolojik gelişim, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ‘ne (SKH) ulaşılmasına katkıda bulunabilir ve yoksulluk, eşitsizlik ve çevresel bozulma gibi birbirine bağlı zorlukları ele alabilir. Sonuç olarak, teknoloji, çevre ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişki karmaşık ve dinamiktir ve insanlık ve gezegenin geleceği için derin etkileri vardır. 21. yüzyılın zorluklarını aşarken, teknolojinin gücünü olumlu değişim için kullanmamız ve mevcut ve gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve dirençli bir dünya inşa etmemiz zorunludur. 2.Çevresel Koruma İçin Teknolojik Yenilikler Artan çevresel zorluklar karşısında, teknolojik yenilikler, insan faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkilerini hafifletmede önemli bir rol oynamaktadır. Bu bölüm, çevresel koruma için üç anahtar teknolojik yenilik alanını incelemektedir: yenilenebilir enerji kaynakları, yeşil bina uygulamaları ve geri dönüşüm teknolojileri ile atık yönetim çözümleri. 2.1. Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Avantajları Yenilenebilir enerji kaynakları, dünyanın artan enerji taleplerine sürdürülebilir çözümler sunarken sera gazı emisyonlarını azaltan, fosil yakıtlara vazgeçilmez alternatifler olarak ortaya çıkmıştır. Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, hidroelektrik ve biyokütle enerjisi, öne çıkan yenilenebilir enerji kaynakları arasındadır. Güneş enerjisi, fotovoltaik paneller veya güneş termal sistemleri aracılığıyla güneş ışığının gücünden yararlanarak, bol miktarda bulunabilirlik, düşük çevresel etki, ölçeklenebilirlik ve merkezi olmayan enerji üretim yetenekleri gibi avantajlar sunar. Rüzgâr enerjisi, kinetik enerjiyi elektriğe dönüştürmek için rüzgâr türbinlerinden yararlanır ve bol rüzgar kaynakları, minimum emisyonlar, hızlı kurulum ve maliyet rekabetçiliği avantajlarından faydalanır. Hidroelektrik enerji, elektrik üretmek için akan suyun çekim kuvvetini kullanır ve yüksek enerji yoğunluğu, güvenilirlik ve rezervuarlarda depolama yetenekleri ile öne çıkar. Biyokütle enerjisi, ısı, elektrik veya biyoyakıtlar üretmek için odun, tarım kalıntıları ve organik atıklar gibi organik malzemeleri kullanır ve sürdürülebilir yönetildiğinde esneklik ve karbon nötrlüğü sağlar. 2.2. Yeşil Bina Uygulamaları ve Sürdürülebilir Mimari Yeşil bina uygulamaları ve sürdürülebilir mimari, binaların tasarım, inşaat ve işletme süreçlerinde çevresel performans, kaynak verimliliği ve kullanıcı sağlığını ön planda tutar. Anahtar stratejiler arasında enerji verimli tasarım, pasif güneş teknikleri, yüksek performanslı bina kabukları, sürdürülebilir malzeme seçimi, su koruma önlemleri ve iç mekân çevre kalitesi iyileştirmeleri bulunur. LEED (Enerji ve Çevresel Tasarımda Liderlik) ve Living Building Challenge gibi sertifika programları, sürdürülebilir bina uygulamalarını değerlendirmek ve tanımak için çerçeveler sunar. Yeşil binalar, enerji ve su tüketimini azaltma, işletme maliyetlerini düşürme, iç mekân hava kalitesini iyileştirme, kullanıcı konforunu artırma ve çevresel etkiyi en aza indirme gibi birçok fayda sağlar. 2.3. Atık Yönetim Çözümleri ve Geri Dönüşüm Teknolojileri Etkili atık yönetim çözümleri ve geri dönüşüm teknolojileri, kaynak tükenmesini, kirliliği ve atık üretimini en aza indirmek için gereklidir. Gelişmiş atık ayırma sistemleri, mekanik, optik ve sensör tabanlı teknolojileri kullanarak ayırma sürecini otomatikleştirir ve optimize eder, geri dönüşüm oranlarını artırır ve kontaminasyonu azaltır. Kimyasal geri dönüşüm, ileri kompostlama ve 3D baskı geri dönüşümü gibi yenilikçi geri dönüşüm teknolojileri, önceden geri dönüştürülemez olarak kabul edilen malzemelerin geri kazanılmasını ve yeniden kullanılmasını sağlayarak, kaynak koruma ve döngüsel ekonomi ilkelerine katkıda bulunur. Atıktan enerjiye dönüşüm teknolojileri, yakma, gazlaştırma ve piroliz gibi, geri dönüştürülemeyen atık akışlarından enerji geri kazanımı için alternatifler sunar, fosil yakıtlara ve çöp sahası bertarafına bağımlılığı azaltır. Bu teknolojiler, sera gazı emisyonlarını hafifletmeye, yenilenebilir enerji üretmeye ve çevresel etkiyi en aza indirmeye yardımcı olarak daha sürdürülebilir ve döngüsel bir ekonomiye geçişi ilerletir. 3.Sürdürülebilir Teknolojiyi Uygulamada Karşılaşılan Zorluklar ve Sınırlamalar Sürdürülebilir teknolojiyi uygulamak, çevresel kaygıları ele almak ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için gereklidir. Ancak, sürdürülebilir teknoloji çözümlerinin yaygın olarak benimsenmesini ve etkinliğini engelleyen çeşitli zorluklar ve sınırlamalar vardır. Bu bölüm, ekonomik ve finansal kısıtlamalar, sosyal ve davranışsal faktörler ve politika ve düzenleyici çerçeveler olmak üzere üç anahtar zorluk kategorisini incelemektedir. 3.1. Ekonomik ve Finansal Kısıtlamalar Sürdürülebilir teknolojiyi uygulamadaki ana engellerden biri, bu teknolojilerin benimsenmesiyle ilişkili ekonomik ve finansal kısıtlamalardır. Sürdürülebilir teknolojiler genellikle önemli bir başlangıç yatırımı gerektirir, bu da özellikle sıkı bütçelerle çalışan veya finansal belirsizliklerle karşı karşıya olan işletmeleri ve organizasyonları caydırabilir. Ayrıca, sürdürülebilir teknolojilerin algılanan veya gerçek yüksek maliyetleri, dar kar marjlarına sahip veya sınırlı sermaye erişimine sahip endüstrilerde caydırıcı olabilir. Buna ek olarak, krediler, hibeler veya teşvikler gibi finansman seçeneklerine erişim eksikliği, sürdürülebilir teknoloji projeleri için ekonomik engelleri daha da kötüleştirir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ'ler), sürdürülebilir teknoloji projeleri için finansmana erişim konusunda, boyutları, teminat eksikliği veya sınırlı geçmiş performansları nedeniyle zorluklar yaşayabilir. Ayrıca, açık finansal teşviklerin veya destekleyici politikaların olmaması, sürdürülebilir teknoloji girişimlerine yatırım yapmayı caydırabilir, bu da sürdürülebilirlik hedeflerine ilerlemeyi engeller. 3.2. Sosyal ve Davranışsal Faktörler Sosyal ve davranışsal faktörler de sürdürülebilir teknoloji çözümlerinin benimsenmesi ve yayılması üzerinde önemli bir rol oynar. Tüketici tercihleri, tutumları ve davranışları, sürdürülebilir ürünler ve teknolojiler için talebi, bunların kabul edilmesini ve piyasada benimsenmesini etkileyebilir. Ancak, birçok tüketici satın alma kararlarını verirken sürdürülebilirlik yerine fiyat, kolaylık ve marka sadakatini önceliklendirir. Ayrıca, sürdürülebilir teknolojilere yönelik farkındalık, eğitim veya güven eksikliği, bunların benimsenmesini ve kullanımını engelleyebilir. Sürdürülebilir teknolojilerin etkinliği, güvenilirliği veya performansı hakkında yanlış anlamalar veya şüphecilik, potansiyel kullanıcıları bunları benimsemekten caydırabilir. Ek olarak, yerleşik alışkanlıklar, kültürel normlar ve sosyal uygulamalar, bireyler ve topluluklar düzeyinde davranış değişikliğine yönelik engeller oluşturarak, sürdürülebilir uygulamalar ve teknolojilerin benimsenmesini engelleyebilir. 3.3. Politika ve Düzenleyici Çerçeveler Politika ve düzenleyici çerçeveler, sürdürülebilir teknolojilerin benimsenmesini etkileyen teşvikleri, zorunlulukları ve kısıtlamaları şekillendirmede kritik bir rol oynar. Ancak, tutarsızlıklar, düzenleyici engeller ve politika belirsizlikleri, sürdürülebilir teknoloji çözümlerini geliştirmeye ve uygulamaya çalışan işletmeler, yatırımcılar ve yenilikçiler için zorluklar yaratabilir. Ulusal, bölgesel veya yerel düzeylerde parçalı veya çelişkili düzenlemeler, uyum yüklerini artırabilir ve sürdürülebilir teknoloji projelerine yatırımı caydırabilir. Ayrıca, uzun vadeli politika taahhütlerinin veya destekleyici teşviklerin eksikliği, sürdürülebilir teknoloji girişimlerine olan güveni ve yatırımı zayıflatabilir. Politika yapıcıların net sinyalleri ve düzenleyici kesinlik olmadan, işletmeler sürdürülebilir teknolojilere uzun vadeli yatırımlar yapmaktan çekinebilir, düzenleyici değişiklikler veya piyasa belirsizliklerinden korkar. Ek olarak, izleme, uygulama ve hesap verebilirlik mekanizmalarının olmaması, sürdürülebilirlik politikalarının etkinliğini zayıflatabilir ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada ilerlemeyi engelleyebilir. Sonuç olarak, sürdürülebilir teknolojiyi uygulamada karşılaşılan zorlukları ve sınırlamaları ele almak, ekonomik, sosyal ve politika engellerini ele alan çok yönlü bir yaklaşım gerektirir. Hükümetler, işletmeler, sivil toplum ve akademi arasındaki iş birliği, kolaylaştırıcı ortamlar yaratmak, yenilikçiliği teşvik etmek ve sürdürülebilir teknoloji benimseme ve yayılmasını engelleyen engelleri aşmak için önemlidir. 4.Sonuç ve Öneriler 4.1. Bulguların Özeti Bu çalışmada, ekonomik ve finansal kısıtlamalar, sosyal ve davranışsal faktörler ve politika ve düzenleyici çerçeveler üzerine odaklanarak, sürdürülebilir teknolojiyi uygulamada karşılaşılan zorluklar ve sınırlamalar incelenmiştir. Analiz, sürdürülebilir teknolojinin çevresel kaygıları ele almak ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için büyük potansiyele sahip olmasına rağmen, yaygın benimsenmesini ve etkinliğini engelleyen çeşitli engeller olduğunu ortaya koymaktadır. Sürdürülebilir teknoloji girişimlerine yatırım yapmak isteyen işletmeler ve organizasyonlar için yüksek başlangıç maliyetleri, sınırlı finansman erişimi ve finansal teşviklerin yokluğu gibi ekonomik ve finansal kısıtlamalar önemli zorluklar oluşturur. Tüketici tercihleri, tutumları ve farkındalığı gibi sosyal ve davranışsal faktörler, sürdürülebilir ürünler ve teknolojilere yönelik talebi ve kabulünü etkiler. Politika ve düzenleyici çerçeveler, sürdürülebilir teknolojilerin benimsenmesini etkileyen teşvikleri, zorunlulukları ve kısıtlamaları şekillendirir, ancak tutarsızlıklar, düzenleyici engeller ve politika belirsizlikleri, işletmeler ve yatırımcılar için zorluklar yaratabilir. 4.2. Gelecek Araştırmalar İçin Öneriler Bu çalışmada belirlenen boşlukları ve zorlukları ele almak için, gelecekteki araştırma çabaları birkaç alana odaklanmalıdır. İlk olarak, sürdürülebilir teknoloji projelerine yatırım yapılmasını kolaylaştıracak yenilikçi finansman mekanizmaları ve iş modellerini keşfetmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır, özellikle KOBİ'ler ve gelişmekte olan piyasalarda. İkinci olarak, tüketici davranışı ve karar alma süreçleri üzerine yapılan araştırmalar, sürdürülebilir ürünler ve teknolojilerin benimsenmesini teşvik etmek için stratejiler hakkında değerli bilgiler sağlayabilir. Üçüncü olarak, sübvansiyonlar, vergi teşvikleri ve düzenleyici çerçeveler gibi politika araçlarının sürdürülebilir teknoloji benimsemesini teşvik etmedeki etkinliğini inceleyen çalışmalar, politika tasarımı ve uygulamasına bilgi sağlayabilir. Ayrıca, teknik engelleri aşabilecek ve sürdürülebilir teknolojilerin performansını ve ölçeklenebilirliğini artıracak teknolojik ilerlemeler ve yenilikler üzerine yapılan araştırmalar da gereklidir. Ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve politika çalışmalarından elde edilen içgörüleri birleştiren disiplinler arası araştırmalar, sürdürülebilir teknoloji benimsemesini etkileyen faktörlerin bütünsel bir anlayışını sağlayabilir ve etkili stratejiler ve müdahaleler geliştirilmesine bilgi verebilir. Sonuç olarak, sürdürülebilir teknolojinin benimsenmesini teşvik etmek, hükümetler, işletmeler, yatırımcılar ve sivil toplum da dahil olmak üzere tüm paydaşların ortak çabalarını gerektirir. Ekonomik, sosyal ve politika engellerini ele alarak ve hedefe yönelik stratejiler ve müdahaleler uygulayarak, daha sürdürülebilir ve dayanıklı bir geleceğe geçişi hızlandırabiliriz. Referanslar Brundtland Commission. (1987). Our common future. Oxford University Press. United Nations. (2015). Transforming our world: The 2030 agenda for sustainable development. Erişim adresi: https://sustainabledevelopment.un.org/post2015/transformingourworld U.S. Green Building Council. (n.d.). LEED rating system. Retrieved May 15, 2024, erişim adresi: https://www.usgbc.org/leed International Energy Agency. (2020). Renewables 2020: Analysis and forecast to 2025. Ellen MacArthur Foundation. (2015). Towards a circular economy: Business rationale for an accelerated transition. Ellen MacArthur Foundation. International Renewable Energy Agency. (2019). Renewable energy and jobs – Annual review 2019. Intergovernmental Panel on Climate Change. (2021). Climate change 2021: The physical science basis. European Commission. (2018). A European strategy for plastics in a circular economy. World Resources Institute. (2019). Creating a sustainable food future: A menu of solutions to feed nearly 10 billion people by 2050. Ghosh, S. (2016). Circular economy: Global perspective. Springer. National Renewable Energy Laboratory. (2020). Renewable energy data book. 12.McKinsey & Company. (2017). Beyond the supercycle: How technology is reshaping resources. McKinsey Global Institute. World Economic Forum. (2020). The future of nature and business. World Economic Forum. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • AARON: Yapay Zekanın Sanat Serüveni

    Yapay zeka sanatta ilk kez kim tarafından kullanıldı? Ne zaman kullanılmaya başladı? AARON'un tarihi nasıl ilerledi? Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala AARON: Yapay Zekanın Sanat Serüveni 31.08.24 Yazar: Rüyal Turunç Yapay zeka sanatta ilk kez kim tarafından kullanıldı? Ne zaman kullanılmaya başladı? AARON'un tarihi nasıl ilerledi? Yapay zeka sanatta ilk kez ne zaman kullanıldı ve nasıl kullanılmaya başlandı? Yapay zekayı ilk defa sanat için kullanan kimdi? Bu makale yapay zeka teknolojisinin sanat üretiminde kullanımını inceler. Günümüzde teknolojinin en gözde buluşlarından biri olan yapay zeka, her alanda olduğu gibi sanatta da kullanılıyor. Yapay zeka, algoritmaları ve derin öğrenmeyi kullanarak sanatsal stillerini taklit edebiliyor ve hatta yenilerini yaratabiliyor. Yalnızca sanat üretmekle sınırlı kalmayan yapay zeka aynı zamanda seri organizesi ve sanat analizi gibi çeşitli alanlarda kullanılarak sanatı daha iyi kavramamıza yardımcı oluyor. Peki yapay zekanın tüm bu sanat serüveni ne zaman başladı? Yapay zekanın ilk kez sanatta kullanılma çalışmaları aslında sanıldığı kadar da yeni değildi. 1960'lı yılların sonlarında Harold Cohen'in geliştirdiği AARON adlı bilgisayar programı sayesinde yapay zekanın sanat için kullanılma çalışmaları başladı. (Onur Atamaner, 2024) İngiltere’de doğmuş bir ressam olan Harold Cohen, 1968 yılında San Diago’daki California Üniversitesinde misafir öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamasıyla bilgisayar programlamayla tanıştı ve burada bir yazılım tasarladı. 1971’de ise Edward Feigenbaum'ın davetiyle Stanford Üniversitesi Yapay Zeka Laboratuvarı’nda misafir araştırmacı olarak göreve başladı ve AARON ismini koyduğu bu yazılımı geliştirdi. (Kate Vass, 2024) Harold Cohen AARON’u ilk olarak C programlama diliyle yazmıştı ancak sonrasında bu programlama dilinin renklerle uğraşabilmek için fazla ifadesiz olduğu gerekçesiyle LISP programlama diline dönüştürdü. (Harold Cohen, 2015) İlk başlarda AARON yalnızca tek renkli resimler üretebiliyor ve Harold Cohen bu resimleri kendisi renklendiriyordu. 1980’lerde ise program insan figürleri gibi daha gerçekçi şekiller çizmeyi öğrenmişti. (Kate Vass, 2024) Harold Cohen’in söylediğine göre AARON’a çizim yapmayı öğretmesi yirmi yılını almıştı ve sırada renklendirmeyi öğretmesi gerekiyordu. Cohen’in 1989’da söylediği bu sözden tam altı yıl sonra, 1995’te, AARON ilk kez renklendirilmiş bir resim üretmeyi başardı. Farklı fırça ve renk paleti seçimlerini kullanan AARON robotik bir kol ile artık boyama işlemini yapabiliyordu. (Chris Garcia, 2016) Harold Cohen neredeyse tüm hayatını AARON’u geliştirmeye adadı. AARON ile üretilen sanat eserleri 1970’li yıllardan itibaren çeşitli müzelerde sergilendi. Bu makale, halihazırda yazılmış araştırmaların incelenmesi ve çeşitli dillerde yapılan literatür taramasıyla edinilen bilgiler doğrultusunda yazılmıştır. AARON programıyla sanat yeni bir dünyaya adım atmış oldu. Yapay zekayla tanışan sanat sayesinde sanatçıların imkanları oldukça arttı ve yeni ifade biçimleri üretmelerine imkan sundu. Sanatçılara ilham alan bu proje sayesinde sanatta yeni bir alan doğdu. Tüm bu konu önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Yaratıcı olan sanatı üreten yapay zeka mıydı yoksa yapay zekayı yöneten insan mı? Harold Cohen’e göre AARON’u oluşturmak onu kullanmaktan daha yaratıcıydı. Bu tartışma sanatçının kim olduğu sorusunu ortaya çıkardı. AARON’un doğuşuyla sanat yeni bir boyut kazanarak yapay zekayla tanıştı. Bu durum, yapay zekayla üretilen sanat eserlerinin kimin yaratıcılığının eseri olduğu konusunda kafada soru işaretleri bıraktı. AARON, yapay zekanın sanat serüveninin yalnızca başlangıcıydı. Teknoloji ilerledikçe sanatta kullanılan yapay zeka programları da gelişmeye devam etti. Günümüzde sanat için MidJourney, GetIMG, Dall-E 2 gibi birçok yapay zeka uygulaması kullanılmaya başlandı. Yapay zekanın sanata olan etkileri göz ardı edilemez ancak bu alanın sağlıklı bir şekilde gelişmeye devam edebilmesi için yapay zekanın yaratıcılığı konusunda daha fazla görüşe gereksinim vardır. Referanslar Atamaner O. (2024, Nisan 5). Yapay Zeka ve Sanat: Yeni Bir Yaratıcılık Dönemi. Tskb. https://www.tskb.com.tr/blog/genel/yapay-zeka-ve-sanat-yeni-bir-yaraticilik-donemi Vass K. (2024, Nisan 30). Harold Cohen: ‘Once Upon A Time There Was An Entity Named Aaron. Kate Vass Galerie. https://www.katevassgalerie.com/blog/harold-cohen-aaron-computer-art Arslan Y. (2023, Mayıs 26). Yapay Zeka ve Değişimin Sanat Dünyasına Etkisi. Digipeak. https://digipeak.org/tr/blog/yapay-zeka-ve-degisimin-sanata-etkisi#:~:text=Algoritmalar%C4%B1%20ve%20derin%20%C3%B6%C4%9Frenmeyi%20kullanan,benzersiz%20sanatsal%20formlar%C4%B1%20denemelerini%20sa%C4%9Fl%C4%B1yor . Yavuz S.K. (2024, Şubat 29). Harold Cohen’in Yapay Zekayla Üretilen İşleri Jeneratif Sanatı Tekrar Gündeme Taşıyor. The Art Newspaper Türkiye. https://www.artnewspaper.com.tr/2024/02/29/harold-cohenin-yapay-zekayla-uretilen-isleri-jeneratif-sanati-tekrar-gundeme-tasiyor Whitney Museum of American Art. (2024). Harold Cohen: Aaron. Whitney Museum of American Art. https://whitney.org/exhibitions/harold-cohen-aaron?section=1&subsection=1 Coletta C.D. Greenstein J. (t.y.) In Memoriam. University of California. https://senate.universityofcalifornia.edu/_files/inmemoriam/html/HaroldCohen.html Evli A. (2020, Aralık 4). Aaron: İnsan ve Bilgisayar İş Birliğindeki İlk Sanat Deneyimi. Teknoloji.org https://teknoloji.org/aaron-insan-ve-bilgisayar-isbirligindeki-ilk-sanat-deneyimi/ Garcia C. (2016, Ağustos 23). Harold Cohen and Aaron A 40 Year Collaboration https://computerhistory.org/blog/harold-cohen-and-aaron-a-40-year-collaboration/ Aix.web. (t.y.). Aix.web. https://aix.web.tr/en-iyi-10-yapay-zeka-sanat-uygulamasi/ Cohen H. (2015, Haziran 1). A Sorcerer’s Apprentice Talk at the Tate Modern. Aaronshome. https://web.archive.org/web/20150701110404/http://www.aaronshome.com/aaron/publications/tate-final.doc Teknoloji ve Sanat Son Yazılar 27 Mayıs 2025 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 18 Mart 2025 Dijital Zihinler: Yapay Zeka ve İnsan Sanatçılığının Simbiyotik İlişkisi Makale, yapay zekanın sanatta insan sanatçılarıyla oluşturduğu iş birliğini ve bunun yaratıcı süreçlere etkisini inceliyor. YZ, duygusal derinlikten yoksun olsa da, insan müdahalesiyle yeni sanat formları ortaya çıkıyor. Ancak, etik sorunlar (özgünlük, telif hakları) hala gündemde ve bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Daha Fazla 21 Ocak 2025 Veri Görselleştirmenin Sanatsal İfade Üzerindeki Rolü Veri görselleştirme, bilgiyi grafiksel olarak sunarak estetik ve işlevselliği birleştirir. Bu yöntem, veriyi bilgi ve sanatsal ifade olarak değerlendirir. Çalışmalar, veri görselleştirmenin estetik ve işlevsel dengesini sağladığını ve sanatla bilgi arasında bir köprü kurduğunu gösterir. Daha Fazla 24 Aralık 2024 Blockchain ve Sanat Blockchain eknolojisinin sanat dünyasında sahiplik ve doğrulama süreçlerindeki rolünü incelenirken blockchain, sanat eserlerinin dijital olarak temsil edilmesi ve ticaretinin sağlanması açısından önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Daha Fazla 26 Ekim 2024 Heykel ve Tasarımlarda 3D Baskı 3D baskının karmaşık formlar üretimini kolaylaştırması ve sanatsal yeniliklere kapı açması vurgulanmaktadır. Stefan Maier'in "Hypnerotomachia Naturae" ve Mat Collishaw'ın "Equinox" eserleri gibi örneklerle, 3D baskının sanatsal ve teknik potansiyelleri incelenmektedir. Daha Fazla 31 Ağustos 2024 AARON: Yapay Zekanın Sanat Serüveni Yapay zeka sanatta ilk kez kim tarafından kullanıldı? Ne zaman kullanılmaya başladı? AARON'un tarihi nasıl ilerledi? Daha Fazla

  • Cesur Yeni Kelimeler: Yapay Zekâ Eğitimde Nasıl Devrim Yapacak| | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Cesur Yeni Kelimeler: Yapay Zekâ Eğitimde Nasıl Devrim Yapacak| 20.06.24 Yazar: Nisa Nur Taş Sal Khan tarafından kaleme alınan ve Bill Gates’in de şiddetle tavsiye ettiği kitap olan “Cesur Yeni Kelimeler: Yapay Zekâ Eğitimde Nasıl Devrim Yapacak (Ve Neden Bu İyi Bir Şey)” yapay zekânın eğitimi nasıl herkes için erişilebilir kılacağından ve kişiselleştirilmiş öğrenmenin yararlarından bahsediyor. Günümüzde Yapay Zeka’nın Eğitimde Kullanımı Günümüzde neredeyse yapay zekânın kullanılmadığı alan yok. İnsanlara kolaylık sağlaması, bireye özgü içerikler sağlaması ile yapay zekâ eğitim alanında da kullanılıyor. Yapay zekanın eğitimde kullanıldığı alanlardan en yaygınları olarak kişiselleştirilmiş öğrenme, veriye dayalı karar verme, özel gereksinimi olan öğrencilere destek verme, motivasyon ve katılımı artırmak için oyunlaştırma, eğitim materyalleri oluşturma sayılabilir. Yapay zekânın eğitim alanında gelişmesiyle çevrimiçi eğitim platformları da bu teknolojiyi kullanmaya ve öğrencilerine daha özgün içerikler sunmaya başladı. Sal Khan tarafından yazılan “Cesur Yeni Kelimeler: Yapay Zekâ Eğitimde Nasıl Devrim Yapacak (Ve Neden Bu İyi Bir Şey)- “Brave New Words: How AI Will Revolutionize Education (And Why That’s a Good Thing)- " kitabında, 14 Mayıs 2024, Sal Khan, yapay zekânın eğitim alanını kökten bir şekilde nasıl değiştirebileceğini ele alıyor. Yayımlandığı gibi büyük bir ses getiren bu kitabı Bill Gates de öneriyor.. Khan Academy’nin kurucusu olan Sal Khan, teknolojinin eğitimi herkes için erişilebilir kılma ve kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi sunma potansiyelinden bahsetmektedir. Eşitlik ve Erişilebilirlik Sal Khan, yapay zekânın eğitimdeki en önemli ve güçlü yanlarından birinin eğitimde eşitliği artırma potansiyeli olduğunu savunuyor. Teknolojinin gelişmesiyle farklı şekillerde öğrenmeye başlayan öğrenciler için geleneksel eğitim sistemleri uygun değildir. Özellikle farklı geçmişlerden gelen ve dezavantajlı topluluklardan gelen öğrenciler için. Yapay zekâ, bu açığın kapatılmasına yardımcı olarak her öğrenciye geçmişlerine, maddi durumlarına ve yaşadığı coğrafyaya bakmaksızın yüksek kaliteli eğitim kaynakları ve destek sağlayabilir. Bu yenilik, her öğrencinin başarılı olma şansını artırarak eğitimdeki eşitsizlikleri azaltabilir.[2] Pratik Uygulamalar ve Örnekler Khan, kitabında yapay zekanın eğitim araçları ve platformlarına nasıl entegre edildiğindinden de bahsediyor. Örneğin, Khan Academy, Khanmigo adı verilen bir yapay zekâ aracı kullanmaktadır. Khan Academy, üretici yapay zeka ile yüksek kaliteli metin ve görüntüler oluşturabilen bir yapay zeka türü, mevcut akıllı öğretmenlerdeki boşlukları doldurabileceğinden ve iyi öğrenci öğrenme uygulamalarını ölçeklendirebileceğinden bahsetmektedir. [5] Kişiselleştirilmiş öğrenme sistemini güçlendiren bu yapay zekâ her öğrencinin performansına bağlı olarak özel alıştırma problemleri ve öğretici videolar sunmaktadır. Örneğin bir öğrencinin bir matematik konusunu anlamakta zorlandığını tespit ederse, o konuyla ilgili ek alıştırmalar veya öğretici videolar önerebilir. Öğrencilerin anında yaptıkları hatalar hakkında geri bildirim alabilmeleri, nereden yola çıkmaları gerektiğini anlamalarına yardımcı olmaktadır.[2] [3] [4] Eğitimde Yapay Zekâ ile Öngörülen Vaatler Khan, yapay zekânın her öğrenci için birer bir eğitim veren öğretmen olma potansiyelini öne sürmektedir. Yapay zekânın insan davranışlarını öğrenme, otomatik değerlendirme ve analiz etme özellikleri ile öğrencilerin öğrenme tarzını, güçlü ve zayıf yönlerini analiz ederek öğrenciye özel bir öğrenme planı öne sürebilir ve öğrenme yöntemlerini ayarlayabilir. Bu şekilde kişiselleştirme yapıldığında, öğrenciler kendi hızlarında öğrenebilirler ve her konuyu anlayabilirler. Zorluklar ve Endişeler Yapay zekâ sayesine eğitimde büyük bir kolaylık ve fayda olsa da yapay zekânın uygulanmasıyla ilgili zorluklar ve etik sorunlar da bulunuyor. Kitabında bu konuya da değinen Khan, yapay zekâ araçlarının öğretmenlerin yerini almak yerine onları desteklemek ve geliştirmek amacıyla tasarlanması gerektiğini vurguluyor. Ve yapay zekâ algoritmalarında veri gizliliğinin korunması ve önyargıyı önleme hakkında tedbirlerinin alınması gerektiğini ekliyor. [3][4] Sonuç Sal Khan, mayıs ayında yayınladığı yeni kitabında teknolojinin ve yapay zekânın gelişmesi ile yapay zekânın eğitimde merkezi bir rol oynadığından, yapay zekâ sayesinde temel haklardan biri olan eğitim hakkının daha etkili bir şekilde sağlanacağından bahsediyor. Kitabında yer alan iç görüleri ve örnekleri ile Sal Khan, yapay zekânın eğitim sisteminde uygulanmasının potansiyel getirileri ve zorluklarını anlatarak yeni bir bakış açısı sunuyor. Kaynakça [1]Gates, B. (2024, Mayıs 19). “Bill Gates: Yapay zekâ eğitimi hakkında bu yeni kitabı okumalısınız.” CNBC. [2]GeekWire. (2024, Mayıs 19). “Bill Gates: Yapay zekâ 'herhangi bir insan kadar iyi bir öğretmen' olacak, ancak eğitimdeki getiriler zaman alacak”. [3]CNBC Africa. (2023, Eylül 13). “Bill Gates, sağlık ve eğitimde yapay zekâdan 'heyecan duyduğunu' söylüyor. “ [4]Globe Echo. (2024, Mayıs 14). Yapay zekâ devrimini yönlendiren startup'ların tam listesini inceleyin: 2024 CNBC Disruptor 50 şirketleri ile tanışın. [5] Khan Academy. (2023). How we built AI tutoring tools. [6] Khanmigo. (2023). Khan Academy's AI-powered tutor. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Yapay Zeka ve Çok Dillilik: Yapay zekanın dijital ortamda çok dilliliği teşvik edici rolü ve etkileri

    Dijital çağın ürettiği ve şuan da dünya çapında milyonlarca kullanıcısı bulunan AI platformların (ChatGPT, Microsoft Copilot, Claude vb.) kullanıcılarının farklı kültür ve dillere sahip bireylerden oluştuğu bu çoklu dil ortamında çok dilliliğin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Yapay Zeka ve Çok Dillilik: Yapay zekanın dijital ortamda çok dilliliği teşvik edici rolü ve etkileri 31 Aralık 2024 Yazar: İrem Erdönmez Dijital çağın ürettiği ve şuan da dünya çapında milyonlarca kullanıcısı bulunan AI platformların (ChatGPT, Microsoft Copilot, Claude vb.) kullanıcılarının farklı kültür ve dillere sahip bireylerden oluştuğu bu çoklu dil ortamında çok dilliliğin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Gelişen teknoloji ve yeni üretilen AI modellerle birlikte bu sanal ortamlarda bulunan kullanıcılarının sahip olduğu farklı dillerin bu dil havuzunda bulunan her kullanıcıyı pasif bir dil öğrencisi yapmakta kalmayıp aynı zamanda çok dilli (multilingual) fikrini aşılamaktadır. Bu kullanıcılar sanal ortamlarda kendi ana dillerini kullanmanın yanında başka dilleri öğrenebilecekleri birer öğretmen-öğrenci ilişkisinde bulunurlar. Yapay zekanın kullanıcılarına sunduğu bu ortamda, AI botlarını dil öğrenmek adına kullanabileceğimiz bir ortamı kullanıcılarına sağlamaktadır. Bu da her kullanıcının kendi evinde herhangi bir dil üzerinde uzmanlaşmasının yolunu açıp çok dillilik kavramına olumlu bir katkısı bulunmaktadır. Bir veri girişi ile AI botlarıyla sohbet edebilir oluşu ve bu sohbeti yönlendirilebilmesi dil öğrenimi açısından oldukça yararlı bir sanal kaynak oluşturmasıyla birlikte dillerin dört özelliğini (konuşma, dinleme, okuma, yazma) birden çalıştırıp gerçek bir dil öğrenme ortamı oluşturulmasına da yön vermiştir. Bu sanal ortamlarda oluşturulabilecek bireysel ve grup dil sınıflarıyla birçok kişinin başka kültürleri öğrenme ve dil becerilerini geliştirmenin yanında bu ortamlarda aynı zamanda akranın akrana öğretmesini destekleyerek dil öğrenimine pekiştirici bir özellik katmaktadır. (Schneider, 2022) ’in “Çok Dillilik ve Yapay Zeka: Dijital Kapitalizm Çağında Dilin Düzenlenmesi” adlı makalesinde, “Günümüz toplumlarında işaretlerin incelenmesi ticari dil teknolojilerinin rolünü göz ardı edemez. Makine çevirisi ve otomatik yazım denetiminden sesli asistanların kullanımına kadar, dil teknolojileri pek çok insanın, özellikle de baskın sosyal konumlara sahip olan ve işi içerik, değer ve bilgi yaratmak olanların hayatında her yerde mevcuttur.” İfadesiyle birlikte bu makale, dijital dil teknolojisi ile çok dillilik, dil çeşitliliği ve dil prestijiyle ilgili dilin üst göstergebilimsel yorumları arasındaki karşılıklı ilişkilere odaklanmaktadır. Dilleri söylemsel yapılar olarak inceliyor ve medya teknolojisinin dil ideolojisini şekillendirmedeki rolünü gözden geçirerek yazı ve matbaanın modern dil kavramları üzerinde çok önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. (Lindsey Braisted, 2024) ’ın “Çok Dilli Öğrenenleri Desteklemede Yapay Zekanın Gücü” adlı makalesinde ise ChatGPT veya Gemini gibi mevcut üretken yapay zeka sohbet robotları, bu görevde zamandan ve hayal kırıklığından tasarruf sağlayabilir. Sohbet robotuna ders hedeflerinizi sağlamanız ve ardından yapay zekadan öğrencinizin dil düzeyine ve sınıf düzeyine göre dil hedefleri oluşturmasını istemeniz yeterlidir fikrini savunmuştur. AI bazlı oluşturulmuş bu ortamların çoklu dil öğretimi ve öğrenimi üzerindeki etkilerini ve kapsamını araştırabilmek için bu makalede gözleme ve kullanıcıların bireysel yorumlarından yararlanılmıştır. Literatür taraması ve makaleler ile bu gözlemler daha da somutlaştırılmış olup çoklu dillerin kullanımının ve bu kullanımların başarı düzeyleri bu taramalar ile tamamlanmıştır. Her bir sanal kullanıcının birer pasif dil öğrencisi olduğu ve bu öğrenmelerin aynı ortamlarda oluşturulan amaçlı ve hedefli kurulan bir sınıfta bu öğrenmelerin daha da anlamlandırılabileceği gözlenmiştir. Bu öğrenmelerin desteklenmesi akranlar ve bireysel şekilde sağlanabileceği de ortaya konulmuştur. Yapay destekli oturumlarda bulunan kullanıcıların bu ortamları kullanma amaçları doğrultusunda çok dilli bir gelecek neslin kurulmasında bu teknolojilerin önemli birer rolü olduğu görülmüştür. Sanal ortamların kullanımının tamamen kullanıcının isteği ve amaçlarına göre şekillenmesinden dolayıdır ki dil öğrenimi desteklense bile çoklu dil kullanıcılarının oluşması her kullanıcı için geçerli olamayabilmektedir. Kullanıcıların pasif bir şekilde dil öğrenmelerinin yanı sıra aktif beyni uyarmadıkları müddetçe sadece pasif şekilde dil öğrenimi hem zaman almakta hem de kişilerin kendi yetenek ve becerilerine göre çok dilliliğin oluşmasının olasılığını azaltacak faktörlerdir. Kullanıcıların bulundukları bu ortamların bilinçli bir şekilde kullanımı ile çoklu dil öğreniminin ve aynı zamanda bu ortamlarda farklı dillerin öğreniminin önü açılmış olur. Dil öğrenme amacı dışındaki kullanıcıların farklı dil kullanıcılarıyla bir arada olacağı düşünülürse pasif öğrenmeden kaçınmak bu ortamlarda neredeyse imkansız denilebilmektedir ancak çoklu dil toplumları oluşturabilmek için pasif dinlemenin yetersiz olduğu da açıktır. Kullanıcıların amaçları ve istekleri doğrultusunda yapay zeka araçlarını kullanmalarıyla birlikte dil öğrenimi ve dil öğretiminin okul dışında da sürdürülebilir olması ön sürülmektedir. Referanslar: Lindsey Braisted, N. B. (2024). The Power of Artificial Intelligence in Supporting Multilingual Learners. International Literacy Association . Schneider, B. (2022). Multilingualism and AI: The Regimentation of Language in the Age of Digital Capitalism . ResearchGate , 1-2. Teknoloji ve Dil Son Yazılar 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 1/1/2035 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla

  • Teknoloji ve Yapay Zekanın Diyabet Üzerindeki Olumlu Etkisi | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Teknoloji ve Yapay Zekanın Diyabet Üzerindeki Olumlu Etkisi 13.07.24 Yazar: Neris Öncü Yapay zeka destekli sistemler ve mobil uygulamalar, diyabet hastalarının glikoz seviyelerini izlemeyi ve yönetmeyi kolaylaştırarak kişiselleştirilmiş tedavi imkanı sunmaktadır. Bu teknolojik ilerlemeler, hastaların yaşam kalitesini artırmayı ve diyabet yönetimini daha etkin hale getirmeyi amaçlamaktadır. Diyabet, vücuttaki pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi durumunda gelişen bir hastalıktır. Diyabet teknolojilerinin diyabeti kontrol etmeye yardımcı olduğu, kişisel bakım maliyetini azalttığı, glisemik kontrolün kalitesini arttırdığı literatürde belirtilmektedir. Çalışmada belirlenen amaç, diyabet teknolojilerinin bireyler üzerine etkisinin tespit edilmesi ve diyabet ile ilişkisinin belirlenmesidir. [1] Teknoloji görünenin ötesindedir. Sağlık alanına olan katkısı gün geçtikçe genişlemektedir. Diyabet de bunlardan biridir. Akıllı ve teknolojik sistemler ile hastaların bilgilendirilmesi, uyarılması, tavsiyeler verilmesi ve hatırlatıcı niteliğinde olması teknolojinin diyabet ve sağlık hizmetlerini ne kadar kolaylaştırıyor olduğuna büyük bir örnektir. Gelecek yıllarla beraber diyabet tedavilerinin büyük oranda kolaylaştırılacağı tahmin edilmektedir. Günümüzde tıbbi cihaz firmaları IBM’in büyük veri analitiği ve yapay zekâ çözümlerini kullanarak kişiselleşmiş sağlık çözümleri üretiyor. Medikal teknoloji ve tıbbi cihaz konularında lider şirketlerden biri olan Medtronic, IBM Watson yapay zeka platformunu kullanarak Sugar.IQ adıyla diyabet yönetiminde ilk idrak ve öğrenme yeteneği olan sistemler diye tanımladığımız kognitif aplikasyonu geliştiriyor. Sugar.IQ diyabet hastalarının yaşamlarını idame ettirebilmeleri için gereken tüm hastalık veri dokusu ve değişimlerini gerçek zamanlı olarak takip ediyor. IBM Watson Health Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölge Satış Direktörü Afşar Akal Sugar.IQ hakkında şöyle bilgilendirme yapıyor: “Diyabette hasta özelinde önceden bilinmeyen bir dolu veri dokusu mevcut. Çözüm ise hastalara kişisel ve günlük içgörü ve öngörüler sunarak sağlıkları konsunda endişe duymalarınının önüne geçiyor ve böylece diğer sağlıklı insanlar gibi yaşamlarını özgürce ve doya doya devam ettirebilmelerini sağlıyor. Bunu kişisel bir asistan olarak düşünün. Arkasında güçlü bir yapay zeka platformu bulunuyor. Ayrıca, Sugar.IQ diyabet hastalarının hastalıklarıyla ilgili sorabilecekleri anlık sağlık durumları, zindeliklerini koruyabilme adına hastalık sürecinin gidişatı ve ne gibi aksiyonlar almaları gerektiği ile ilgili hemen hemen tüm sorulara cevap sağlayabiliyor.” Öte yandan, hastaların tekrar tekrar bu uyarım ve geri bildirimlerden yola çıkarak sağlıklı yaşam alışkanlıkları oluşturabildiklerini belirten Afşar Akar sözlerine şunları da ekliyor: “Kişisel glisemik asistan aracılığı ile yapay zeka platformuna soru sorulabiliyor. Ayrıca yenilen tüm yiyecekler düzenli olarak kayıt altına alınarak bir takım besinlerin kendi bünyelerinde ne tip glükoz seviye değişimi gösterdiği gözlemlenebiliyor.” [2] Bahçeşehir Üniversitesi, Yale Üniversitesi ve Uluslararası Pediatrik ve Ergen Diyabet Derneği (ISPAD) güçlerini birleştirerek diyabet alanına rehber olacak bir mobil uygulama geliştirmektedir. Türkiye’de hayata sunulan bu çalışma diyabet hastalarına kolaylık sağlayacağı ve hayatlarına rehber olacağı düşünülmektedir. [6] Early stage diabetes risk prediction veri seti, 2020 yılında Bangladeş de bulunan Sylhet Diabetes hastanesindeki hastaların kayıtlarından elde edilen verilerden yeni diyabetik hasta teşhisi için hazırlanmış bir veri setidir. Yapay zeka ve makine öğrenimi ile yapılan bu veri setinin diyabet hastalarına ışık olacağı tahmin edilmektedir. [7] David C. Klonoff, David Kerr, Juan Espinoza editörlüğünde yazılan “Diabetes Digital Health, Telehealth, and Artificial Intelligence” adlı kitapta diyabette yapay zekanın etkisi, tele sağlık ve yapay zekanın sağlık alanına olan katkıları gibi pek çok konu işlenmiştir. Gourav Bathla , Sanoj Kumar , Harish Garg , Deepika Saini editörlüğünde yazılan “Artificial Intelligence In Healthcare” adlı kitapta diyabet ve hipertansiyon üzerinde yapay zekanın etkisi ile ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Çalışmada betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama için teknoloji ve diyabetle ilişkili güncel kaynaklar incelenmiş ve gözden geçirilmiştir. -7/24 Takip: Günün her vakti yapılan ölçümler ile anormal durumlar tespit edilmektedir. -Kişiye Özel Tedavi: Kişiselleştirilmiş tedavi sayesinde vakit kaybı yaşamadan en etkili tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. -Diyabet Kontrolü: Çeşitli uygulama ve programlar ile hastalığın kontrolü sağlanmakta ve yönetilmektedir. Sonuç olarak, sürekli takip, kişiselleştirilmiş tedavi, diyabet kontrolü vb uygulamalar sayesinde hastalar hastalıktan alabilecekleri en minimum hasarı almaktadır. Hızlı ve etkili teşhisler ve tedavi yöntemleri sayesinde hastaların memnuniyeti arttırılmaktadır. Teknolojinin diyabet yönetimindeki olumlu etkileri göz ardı edilemez. Ancak, etik ve pratik sonuçlar da dikkate alınarak, hasta yararını gözeten, şeffaf ve adil bir şekilde kullanılması önemlidir. Gerçekleştirilen analizlerin, çalışmanın başlangıcında oluşturulan “Diyabette teknoloji kullanımının artması ile diyabetli bireylerin hayat kalitesi artacağından diyabet kabulü sağlanacaktır, ayrıca diyabet kabulünün sağlanması ile diyabet teknoloji farkındalığı ve kullanımı da artacaktır.” hipotezini desteklediği sonucuna ulaşılmıştır. [1] Gelecekte sağlık ve diyabet alanında yapılabilecek teknolojik gelişmeler için teknoloji farkındalığının oluşturulması önemlidir. Referanslar [1] Dergipark (2023, Eylül 1) “Diyabet Teknolojilerinin Diyabetli Bireyler Üzerindeki Etkisi Ve Diyabet Kabul Durumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” [2] Hospital Manager (2018, Şubat 23) “Yapay Zeka İle Diyabet Yönetimi” [3] Dakik (-) “Sürekli Glikoz İzleme Sistemi (CGM) Nedir?” [4] Tek Doz Dijital (2016, Temmuz 29) “Diyabet Hastalarının Yeni Yardımcısı: Dijital İnsülin Kalemi InPen” [5] Koç Üniversitesi (-) “Diyabet Yönetimide Dijital Sağlık Uygulamaları: Faydaları Ve Zorlukları” [6] Bahçeşehir Üniversitesi (-) “Yapay Zeka Şeker Hastalarına Rehber Olacak” [7] Dergipark (2023, Haziran) “Yapay Zeka Yöntemleriyle Erken Evre Diyabet Risk Tahmini” Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler 13.08.25 Yazar: İrem Erdönmez Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Çevirmenlik, diller arasında ve birbirine sözlü veya yazılı olarak çevirme işidir. Günümüzde birçok kişiye istihdam sağlayan bu iş kolunun teknolojinin de çeviri üzerine yapamaya devam ettiği ve yaygınlaştırdığı yeniliklerle birlikte çeviri alanını genişletmiştir. Google Çeviri uygulaması gibi uygulamalara ek olarak getirilen sesli çeviri gibi değişikliklerin yanı sıra, sadece çeviri odaklı gelişmiş uygulamalar da kullanıcılara sunulmuştur. Gittikçe gelişen ve kendini yenileyen online çeviri siteleri ve uygulamalarının yaptıkları çeviriler ile bu alanda profesyonellerin ortaya koydukları ürünlerin karşılaştırılması ise kaçınılmaz olmuştur. Hızlı ama kültürel aktarımı tam başaramayan online çeviriler ile daha uzun zamanda yapılan ve üstünde çalışan kişinin profesyonel yetkinliğiyle orantılı kalitede çıkan ürünler arasındaki tartışma büyümektedir. Bu bağlamda çevirinin kalitesinin yanında hız da önemli bir faktör olmasıyla birlikte online çevirilerin kullanıcısı da giderek artmaktadır. Yapılan çevirilerin kalitesini belirleyen faktörler; dil bilgisi ve anlam doğruluğu, kültürel uygunluk, terminolojiye uygunluk, bağlam bilgisi, hedef kitleye uygunluk, tutarlılık, yazım ve noktalama kuralları olarak 7’ye ayrılabilmektedir. Bunların içinden online çevirilerdeki hata oranının en yüksek bulunduğu faktör ‘kültürel uygunluk’ olarak belirlenmiştir. Bu faktörün oluşumundaki en büyük neden olarak ise kodlarla çalışan bu çeviri uygulamalarının sözcük-sözcük çeviri bazlı çalışmasından kaynaklanmaktadır. Yani atasözleri veya deyimler gibi sözün üstündeki anlamların olduğu cümle gruplarının birbirleriyle aynı kültüre karşılığı olmayan bir diğer dile çevriminde anlam karşıya istenildiği gibi geçirilemez. (Xiao, 2022) makalesinde kapsamında yapılan bir araştırma sonuçları belgelenmiştir; Araştırma sonuçları, yapay zekâ makine çevirisinin tercümanlığın yerini almasının önündeki zorlukların başlıca nedenlerinin; dilin öznel yapısı, büyük veride mizah ve diğer duyguları anlayamama, ve konuşmayı doğru şekilde tanıma güçlüğü olduğunu göstermektedir. Katılımcıların %38’i yapay zekâ makine çevirisinin en büyük engelinin duygu eksikliği olduğunu düşünürken, %28’i dilin öznelliğini, %25’i ise dil tanıma sorununu ana engel olarak görmektedir. (Nusratillokhon Mirzakhodjaev, 2025) makalesinde ise deyimsel ifadeler, kültürel incelikler ve bağlama özgü ayrıntılar gibi konularda yaşanan zorluklar gibi eksikliklere de dikkat çekilmektedir. Öte yandan, insan çevirisinin, karmaşık bağlamları yorumlama ve orijinal ton ile amacı koruma konusunda başarılı olduğu ortaya konmuştur, her ne kadar bu yöntem daha yavaş ve tutarsız olma eğiliminde olsa da. (Munnukka, 2022) makalesinde sonuç olarak, makine çevirisinin geleceği umut verici görünmektedir. Bu durum çevirmenlerin çalışma biçimini etkileyecek olsa da, profesyonel insan çevirmenlere duyulan ihtiyacın ortadan kalkması pek olası değildir. Çalışmanın teknik yönleri değişebilir, ancak uzmanlık gerektiren rol aynı kalacaktır. (HUTCHINS, 2001) makalesinde profesyonel çevirmenler, üretkenliklerini artırmalarını ve tutarlılık ile kaliteyi geliştirmelerini sağlayacak geniş bir yelpazeye sahip bilgisayar destekli çeviri araçlarının desteğine sahip olacaklardır. Kısaca söylemek gerekirse, otomasyon ve makine çevirisi (MT) çevirmenlerin geçim kaynakları için bir tehdit oluşturmayacak; aksine, daha fazla iş imkânının kaynağı olacak ve önemli ölçüde iyileştirilmiş çalışma koşullarına ulaşmanın bir yolu olacaktır. Çevrilerin online ve insan bazlı olmak üzere ikiye ayrılıp ortaya çıkan ürünler hakkında yapılan eleştiriler, görüşler, tahminler üzerine geniş bir değerlendirme yapabilmek için bu makalede online forumlar, kullanıcı gözlemleri, profesyonellerin gözlem ve değerlendirmesinin yanı sıra nitel gözlemlere yer verilmektedir. Raporun geçerliliği adına bu konu üzerinde yazılmış makale ve raporlar da birincil kaynak olarak kullanılmıştır. Kullanıcıların çeviri yapma seçiciliğini etkenlerden en önemli özelliklerin çevirinin doğruluğu ve geçerliliği bunun yanında çeviri için beklenilen süre olmuştur. Online çevirilerin kullanıcıya anında sesli veya yazılı şekilde çeviri olanakları sunması nedeniyle daha çok kullanıcıyı kendine çekmektedir. Bunun yanında insan bazlı çevirilerin kültürel özellikleri daha doğru şekilde sunması ise kullanıcıların bazılarının modern çeviri uygulamalarının henüz insan çevirilerinden geride olduklarını savunmaktadırlar. Bulunan bulgularla birlikte kullanıcıların birçoğunun online çeviriyi, profesyonellerin yaptıkları çeviriye tercih ettikleri sayıca görülmüştür. Bunun nedenlerinden biri olarak ise teknolojinin kullanıcılara sunduğu hız ve yaygınlığı olarak nitelendirebilmek mümkündür. Çevirilerin kalitesi altında bahsedilen hız ve doğruluk açısından ise online çevirilerin kalitesinin hala geliştirilmekte olduğu, AI sistemlerinin hala dil üzerine geliştirildiği görülmüştür. Hız faktörü olarak ele alındığında online çevirilerin insan çevirilerine göre daha çok kullanıcısın bulunduğu ancak çevirilerin doğruluğunun eş orantılı olmamasıyla birlikte AI çeviri uygulamalarının insan bazlı çevirilerin önüne geçmesi ihtimali henüz sadece bir ihtimal olup ilerleyen yıllarda çevirmenlerin yerini alma ihtimalinin ise düşük olduğu belirtilmiştir. Referanslar: HUTCHINS, J. (2001). Machine Translation and Human Translation:In Competition or in Complementation? University of East Anglia . Munnukka, A. (2022). ARE HUMAN TRANSLATORS BECOMING EXTINCT?– Past, Present and Future. University of Eastern Finland, Philosophical Faculty . Nusratillokhon Mirzakhodjaev, O. Y. (2025, Nisan 21). MACHINE TRANSLATION VS HUMAN TRANSLATION: EVALUATING ACCURACY AND EFFECTIVENESS. inLibrary , s. 15-24. Xiao, T. (2022, Mart 04). Research on Overcoming about Language Barriers of AI Machine Translation replacing Interpreting under Information Technology. Association for Computing Machinery , s. 12-20. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Yapay Zeka İle Covid-19 Sonrası Ruh Sağlığı Destek Si̇stemleri | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Yapay Zeka İle Covid-19 Sonrası Ruh Sağlığı Destek Si̇stemleri 28.01.25 Yazar: Neris Öncü COVID-19 sonrası dönemde, yapay zeka destekli ruh sağlığı sistemleri bireylere kişiselleştirilmiş ve erişilebilir destek sağlama potansiyeline sahiptir. Ancak, veri güvenliği, etik sorunlar ve dijital okuryazarlık gibi zorluklar, bu sistemlerin yaygın kullanımını engelleyebilir. COVID-19 pandemisi, bireylerin psikolojik sağlık durumunu olumsuz etkileyen stres, belirsizlik ve izolasyon gibi faktörlerin artmasına neden olmuştur. Depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi rahatsızlıklar dünya genelinde yükselmiştir. Ruh sağlığı hizmetlerine yönelik talebin artmasıyla birlikte, dijital teknolojilerin sunduğu yeniliklerin, bireyler üzerindeki etkisinin, veri güvenliği ile gizlilik kaygılarının ve etik konuların ele alınarak ruh sağlığı alanında daha güvenilir ve erişilebilir çözümler geliştirilmesi hedeflenmektedir. COVID-19 pandemisi, dünya genelinde ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir kriz yaratmıştır. Pandeminin getirdiği belirsizlik, izolasyon ve kaygı nedeniyle depresyon, anksiyete gibi ruhsal rahatsızlıklar artış göstermiştir. Yapay zeka, bu ihtiyaçlara yanıt vermek için ruh sağlığı alanında güçlü bir destek aracı olarak öne çıkmaktadır. Örneğin, yapay zeka destekli chatbotlar ve duygusal analiz sistemleri, bireylerin kaygı ve stres belirtilerini erken aşamada tespit edebilir ve kişiye özel destek sunabilir. [1] Frontiers in Psychology'de yayınlanan bir araştırma, COVID-19'un yol açtığı ruh sağlığı sorunlarının tanınması ve yönetilmesinde yapay zekâ tabanlı araçların potansiyelini ele alıyor. Bu çalışmada, yapay zekâ destekli çözümlerin psikolojik riskleri öngörme ve erken müdahaleyi sağlama konusundaki etkinliği tartışılmaktadır. [6] Psychiatric Times dergisinde yayımlanan bir makale, yapay zekanın psikiyatri alanındaki dönüştürücü etkisini tartışmıştır. Yapay zekanın, özellikle nadir ruh sağlığı hastalıklarının teşhisinde doğruluk oranını artırma potansiyeline sahip olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, verilerin kalitesi, şeffaflık ve yapay zeka modellerindeki olası önyargılar gibi endişelerin, klinik uygulamalarda daha geniş bir şekilde benimsenmeden önce ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. [7] COVID-19'un ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve yapay zekanın bu alanda nasıl yardımcı olabileceğini araştıran önceki çalışmalar, pandeminin yarattığı ruhsal rahatsızlıkların boyutunu ve bu rahatsızlıkları önlemeye yönelik yapay zeka çözümlerini ele almıştır. Örneğin, Frontiers’da yayımlanan bir çalışma, COVID-19 sonrası dönemde hastaların ruh sağlığı risklerini erken tespit etmek için yapay zeka destekli tanı ve izleme araçlarının önemine vurgu yapmaktadır. Bu araçlar, hasta değerlendirmelerinde insan kaynaklı hataları azaltmaya yardımcı olurken, yüksek riskli bireyleri belirleyerek erken müdahale olanağı sağlamaktadır (Frontiers, 2021). [2] IEEE Xplore'da yayımlanan bir diğer araştırma ise, yapay zeka destekli dijital ruh sağlığı uygulamalarının pandeminin ardından artan ruh sağlığı taleplerine nasıl yanıt verdiğini inceliyor. Çalışma, bu uygulamaların ruh sağlığı desteği sağlarken veri güvenliği, gizlilik ve etik konulara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Dijital sağlık hizmetlerinde AI destekli çözümler, geniş kitlelere ulaşmak için bir fırsat sunarken, kullanıcı güvenliği ve etik sorumluluklar da göz önünde bulundurulmalıdır (IEEE Xplore, 2024). [3] COVID-19'un dijital sağlık sistemleri ve yapay zekâ ile ruh sağlığı tedavisine olan etkisi geniş bir şekilde ele alınmıştır. McKinsey'nin analizlerine göre, pandemi sürecinde tele-sağlık kullanımı önceki yıllara göre yaklaşık 38 kat artmıştır. Bu artış, dijital teknolojilerin ve AI uygulamalarının özellikle ciddi ruh sağlığı sorunları olan hastalara sağladığı potansiyeli gözler önüne sermektedir. Örneğin, dijital biyobelirteçler ve doğal dil işleme gibi AI tabanlı yaklaşımlar, kişilerin uyku düzeni veya sosyal etkileşimlerindeki değişiklikleri izleyerek erken uyarı sistemleri olarak kullanılabilir. Bu tür uygulamalar, ruh sağlığı sorunlarının daha iyi tanınması ve müdahalelerin zamanında yapılması için önemli bir potansiyel taşımaktadır (JAMA Network, Psychology Today). [4] [5] Çalışmada betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama için yapay zekanın covid-19 sürecinde psikoloji ile ilişkili gücel kaynaklar ve çalışmalar incelenmiş, gözden geçirilmiştir. 1.Dijital Sağlık Hizmetlerinin Artışı ve Etkinliği: Pandemi süreci, dijital sağlık hizmetlerinin hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmuştur. Yapay zeka destekli uygulamalar, bireylere daha hızlı ve kişiselleştirilmiş ruh sağlığı desteği sunabilme potansiyeline sahiptir. Özellikle, tele-sağlık hizmetlerinin artmasıyla, AI teknolojilerinin terapötik süreçlerde kullanımı daha da yaygınlaşmıştır. Bu durum, özellikle yüz yüze terapiye erişim imkanı kısıtlı olan bireyler için büyük bir avantaj sağlamaktadır 2.Erişim ve Uygulama Zorlukları: Yapay zekanın ruh sağlığı alanındaki potansiyeli büyük olsa da, bazı zorluklar da bulunmaktadır. Özellikle, dijital araçların herkes için erişilebilir olmaması ve bu sistemlerin doğru şekilde çalışabilmesi için gereken eğitim ve altyapının eksikliği, kullanımda sınırlamalara yol açmaktadır. Ayrıca, AI sistemlerinin doğru ve adil çalışabilmesi için verilerin kalitesi ve güvenliği büyük önem taşımaktadır 3.Veri Güvenliği ve Etik Endişeler: Yapay zeka destekli sistemlerin kullanımı, veri güvenliği ve etik sorunları da gündeme getirmiştir. AI, kişisel ve hassas verilere dayalı olarak çalıştığı için, kullanıcıların gizliliği ve verilerin doğru şekilde korunması kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca, yapay zeka algoritmalarının önyargı içermemesi ve tüm bireylere eşit şekilde hizmet sunması gerektiği vurgulanmıştır Yapay zeka destekli ruh sağlığı sistemlerinin COVID-19 sonrası dönemdeki potansiyeli büyük olsa da, bazı zorluklar ve endişeler de bulunmaktadır. Yapay zeka teknolojilerinin, dijital sağlık hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlaması, özellikle kriz dönemlerinde önemli bir avantaj sunmuştur. Ancak, dijital okuryazarlık, altyapı eksiklikleri ve erişim eşitsizlikleri gibi engeller, bu hizmetlerin herkes için aynı derecede erişilebilir olmasını engellemektedir. Etik Ve Pratik Sonuçlar Yapay zekanın ruh sağlığı alanında kullanımı, özellikle kişisel ve hassas verilerin işlenmesi açısından etik sorunları gündeme getirmektedir. Bu, kullanıcıların gizliliğini koruma, verilerin güvenliğini sağlama ve algoritmalardaki önyargıları ortadan kaldırma gerekliliğini ortaya koyar. AI sistemlerinin ruh sağlığı tanıları yaparken doğru, adil ve şeffaf olması önemlidir. Ayrıca, bu sistemlerin insanların psikolojik durumlarına müdahale ederken etik sınırları belirlemek, insan hakları ve bireysel özgürlükler konusunda dikkatli olunmasını gerektirir. [8] COVID-19 sonrası ruh sağlığı desteğinde yapay zeka teknolojilerinin kullanımı, önemli bir potansiyele sahip olsa da, başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için çeşitli etik ve pratik engellerin aşılması gerekmektedir. Yapay zekanın, dijital sağlık hizmetlerini erişilebilir kılması, özellikle kriz dönemlerinde büyük bir avantaj sunmakta, ancak dijital okuryazarlık ve altyapı eksiklikleri gibi sorunlar bu teknolojilerin herkese eşit şekilde ulaşmasını engelleyebilir. Referanslar: [1] AXA (Ağustos 1, 2020) “Covid-19 - Health Systems Response, Role of Data and AI and Mental Health Effects” [2] Frontiers (Aralık 28, 2021) “AI-Based Prediction and Prevention of Psychological and Behavioral Changes in Ex-COVID-19 Patients [3] IEEE Xplore (-) “AI-Based and Digital Mental Health Apps: Balancing Need and Risk” [4] Jama Network (Mayıs 3, 2024) “One Day, AI Could Mean Better Mental Health for All” [5] Psychology Today (Temmuz 27, 2021) “One Day, AI Could Mean Better Mental Health for All” [6] Frontiers (Aralık 28, 2021) “AI-Based Prediction and Prevention of Psychological and Behavioral Changes in Ex-COVID-19 Patients” [7] Psychiatric Times (Mart 12, 2024) “AI in Psychiatry: Changing the Landscape of Mental Health Care” [8] WHO (Şubat 6, 2023) “Artificial intelligence in mental health research: new WHO study on applications and challenges” Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Dijital Yerliler ve Eğitim | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Dijital Yerliler ve Eğitim 07.01.25 Yazar: Nisa Nur Taş İlk olarak Marc Prensky’nin ortaya attığı “dijital yerliler” kavramı, teknolojinin içine doğmuş ve teknolojiyle büyümüş bireyler için kullanılmaktadır. Teknolojinin gelişiminden nasibini almış olan eğitim alanında bu bireyler, geleneksel eğitim yöntemlerinden olumsuz etkilenmekte ve başarılarını düşürebilmektedir. Dijital yerliler, teknolojiyle iç içe büyüyen ve dijital araçları doğal bir şekilde kullanan genç bireylerdir. Bu grup, teknolojinin içerisinde doğup büyüdüğünden dijital teknolojilerin eğitim ve günlük yaşam üzerindeki etkileri açısından önemli konudur. Dijital yerlilerin, geleneksel eğitim yöntemlerinden dolayı eğitimde karşılaştıkları zorluklar ve bu zorlukların nasıl aşılabileceği, eğitimciler ve politika yapıcılar için kritik öneme sahiptir. Dijital yerliler, genellikle teknolojiyi çocukluktan itibaren aktif olarak kullanan bireyler olarak tanımlanır. Bu kavram ilk kez Marc Prensky tarafından ortaya atılmıştır ve teknolojiyle büyüyen yeni nesil ile teknolojiye sonradan adapte olan bireyler arasındaki farkları vurgular. Dijital yerliler, internet, akıllı telefonlar ve sosyal medya gibi araçları hayatlarının her anında kullandıkları için doğal bir parçası olarak görürler. Eğitimde, bu bireylerin teknoloji kullanım alışkanlıkları ve öğrenme stilleri, geleneksel eğitim yöntemleriyle uyuşmayabilir. Ve bu uyuşmazlık, bireylerin verimli bir şekilde öğrenmelerine engel olabilir. Marc Prensky'nin çalışmaları, (Prensky, 2001) dijital yerlilerin teknolojiye yönelik yaklaşımlarını ve eğitimdeki etkilerini anlamak için temel bir kaynak sağlar. Prensky, dijital yerlilerin teknolojiyle doğrudan etkileşimde bulunmalarının, eğitim yöntemlerini yeniden şekillendirmesi gerektiğini savunur. Palfrey ve Gasser (Palfrey & Gasser, 2008), dijital yerlilerin eğitimdeki rolünü ele alırken, teknolojinin eğitimdeki avantajlarına ve sınırlamalarına dair önemli bulgular sunar. Teknolojinin eğitim üzerindeki etkileri ile teknolojinin içine doğmuş olan kişilerin öğrenme süreçlerinin nasıl değiştiğini ve geleneksel eğitim yöntemlerinin bu değişikliklere uyum sağlamakta zorlandığını tartışır. Ofsted’in yayınladığı raporda (Ofsted, 2013), dijital teknolojilerinin öğretim yöntemlerini nasıl değiştirdiğini ve öğrenci başarısı üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Ayrıca, Haythornthwaite ve Andrews'un çalışmaları (Haythornthwaite & Andrews, 2011) dijital yerlilerin öğrenme stillerini ve teknoloji kullanımını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Prensky’nin makalesi dijital yerliler ve dijital göçmenler kavramlarını tanımlayan ve açıklayan kavramsal bir makale olduğundan Prensky çeşitli gözlemler ve anekdotlardan yola çıkmıştır. Palfrey ve Gasser’in makalesinde dijital yerlilerle ve teknoloji alanındaki uzmanlarla yapılan görüşmelere ve gözlemlere dayalı analizler bulunmaktadır. Ayrıca yazarlar, dijital yerlilerin yaşam biçimlerini ve teknoloji kullanımını anlamak için vaka incelemelerine başvurmuşlardır. Ofsted’in raporu öğretmenler, öğrenciler ve okul liderleriyle yapılan anketlerden elde edilen verilere dayanır. Dijital yerliler, teknoloji ile iç içe bir eğitim ortamında daha iyi performans gösterebilmektedirler. Ancak, geleneksel eğitim yöntemleri dijital yerlilerin öğrenme stillerine uyum sağlamadığında, öğrencilerin motivasyonları ve başarıları etkilenebilir. Dijital araçlar, öğrenme süreçlerini daha etkileşimli ve dinamik hale getirebilir, ancak öğretmenlerin bu araçları etkili bir şekilde kullanmaları gerekmektedir. Dijital yerlilerin eğitimde teknoloji kullanımı, öğretim yöntemlerini yeniden gözden geçirmeyi gerektirmektedir. Geleneksel yöntemler, dijital yerlilerin hızlı bilgi işleme yeteneklerine ve teknolojiye olan yüksek bağlılıklarına uyum sağlamamaktadır. Bu durum bireylerin başarısını olumsuz olarak etkilemektedir. Eğitimcilerin, dijital yerlilerin ihtiyaçlarına yönelik olarak teknoloji entegrasyonunu artırmaları, eğitimdeki zorlukların aşılmasına yardımcı olabilir. Teknolojinin sürekli geliştiği bu dönemde eğitimle teknolojinin sağlıklı olarak entegrasyonunun yapılması öğrencilerin daha verimli bir şekilde öğrenmesini sağlayabilir. Eğitimde teknoloji kullanımının artması, dijital eşitsizlik ve gizlilik gibi etik sorunları gündeme getirebilir. Eğitimcilerin, teknoloji kullanımında öğrencilerin mahremiyetini korumaları ve tüm öğrencilerin teknolojiye erişimini sağlamaları önemlidir. Ayrıca her öğrencinin teknolojiye erişimi olmadığından, alt yapı çalışmalarının yapılması da teknolojinin entegrasyonu için önemli olan adımlardan biridir. Dijital yerlilerin eğitimde teknolojiyle etkileşimleri, eğitim yöntemlerinin yenilenmesini ve teknoloji entegrasyonunu gerektirmektedir. Eğitimciler, dijital yerlilerin ihtiyaçlarına yönelik stratejiler geliştirerek eğitim sürecini daha etkili hale getirebilirler. Eğitimcilerin bunu yapabilmeleri için, kendilerinin de teknoloji ile etkileşimlerini ve bu konu hakkındaki bilgilerini artırması gerekmektedir. Gelecekteki araştırmalar, dijital yerlilerin eğitimde karşılaştıkları zorlukların daha derinlemesine incelenmesini ve etkili teknolojik çözümler geliştirilmesini hedeflemelidir. Ayrıca, öğretmenlerin teknoloji entegrasyonunda karşılaştıkları zorluklar ve bu zorlukların nasıl aşılabileceğine dair daha fazla çalışma yapılmalıdır. Referanslar Prensky, M. (2001). Digital Natives, Digital Immigrants. On the Horizon, 9(5), 1-6. Palfrey, J., & Gasser, U. (2008). Born Digital: Understanding the First Generation of Digital Natives. Basic Books. Haythornthwaite, C., & Andrews, R. (2011). The Sage Handbook of E-learning Research. Sage Publications. Ofsted. (2013). The impact of digital technology on learning. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • AARON: Yapay Zekanın Sanat Serüveni | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala AARON: Yapay Zekanın Sanat Serüveni 31.08.24 Yazar: Rüyal Turunç Yapay zeka sanatta ilk kez kim tarafından kullanıldı? Ne zaman kullanılmaya başladı? AARON'un tarihi nasıl ilerledi? Yapay zeka sanatta ilk kez ne zaman kullanıldı ve nasıl kullanılmaya başlandı? Yapay zekayı ilk defa sanat için kullanan kimdi? Bu makale yapay zeka teknolojisinin sanat üretiminde kullanımını inceler. Günümüzde teknolojinin en gözde buluşlarından biri olan yapay zeka, her alanda olduğu gibi sanatta da kullanılıyor. Yapay zeka, algoritmaları ve derin öğrenmeyi kullanarak sanatsal stillerini taklit edebiliyor ve hatta yenilerini yaratabiliyor. Yalnızca sanat üretmekle sınırlı kalmayan yapay zeka aynı zamanda seri organizesi ve sanat analizi gibi çeşitli alanlarda kullanılarak sanatı daha iyi kavramamıza yardımcı oluyor. Peki yapay zekanın tüm bu sanat serüveni ne zaman başladı? Yapay zekanın ilk kez sanatta kullanılma çalışmaları aslında sanıldığı kadar da yeni değildi. 1960'lı yılların sonlarında Harold Cohen'in geliştirdiği AARON adlı bilgisayar programı sayesinde yapay zekanın sanat için kullanılma çalışmaları başladı. (Onur Atamaner, 2024) İngiltere’de doğmuş bir ressam olan Harold Cohen, 1968 yılında San Diago’daki California Üniversitesinde misafir öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamasıyla bilgisayar programlamayla tanıştı ve burada bir yazılım tasarladı. 1971’de ise Edward Feigenbaum'ın davetiyle Stanford Üniversitesi Yapay Zeka Laboratuvarı’nda misafir araştırmacı olarak göreve başladı ve AARON ismini koyduğu bu yazılımı geliştirdi. (Kate Vass, 2024) Harold Cohen AARON’u ilk olarak C programlama diliyle yazmıştı ancak sonrasında bu programlama dilinin renklerle uğraşabilmek için fazla ifadesiz olduğu gerekçesiyle LISP programlama diline dönüştürdü. (Harold Cohen, 2015) İlk başlarda AARON yalnızca tek renkli resimler üretebiliyor ve Harold Cohen bu resimleri kendisi renklendiriyordu. 1980’lerde ise program insan figürleri gibi daha gerçekçi şekiller çizmeyi öğrenmişti. (Kate Vass, 2024) Harold Cohen’in söylediğine göre AARON’a çizim yapmayı öğretmesi yirmi yılını almıştı ve sırada renklendirmeyi öğretmesi gerekiyordu. Cohen’in 1989’da söylediği bu sözden tam altı yıl sonra, 1995’te, AARON ilk kez renklendirilmiş bir resim üretmeyi başardı. Farklı fırça ve renk paleti seçimlerini kullanan AARON robotik bir kol ile artık boyama işlemini yapabiliyordu. (Chris Garcia, 2016) Harold Cohen neredeyse tüm hayatını AARON’u geliştirmeye adadı. AARON ile üretilen sanat eserleri 1970’li yıllardan itibaren çeşitli müzelerde sergilendi. Bu makale, halihazırda yazılmış araştırmaların incelenmesi ve çeşitli dillerde yapılan literatür taramasıyla edinilen bilgiler doğrultusunda yazılmıştır. AARON programıyla sanat yeni bir dünyaya adım atmış oldu. Yapay zekayla tanışan sanat sayesinde sanatçıların imkanları oldukça arttı ve yeni ifade biçimleri üretmelerine imkan sundu. Sanatçılara ilham alan bu proje sayesinde sanatta yeni bir alan doğdu. Tüm bu konu önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Yaratıcı olan sanatı üreten yapay zeka mıydı yoksa yapay zekayı yöneten insan mı? Harold Cohen’e göre AARON’u oluşturmak onu kullanmaktan daha yaratıcıydı. Bu tartışma sanatçının kim olduğu sorusunu ortaya çıkardı. AARON’un doğuşuyla sanat yeni bir boyut kazanarak yapay zekayla tanıştı. Bu durum, yapay zekayla üretilen sanat eserlerinin kimin yaratıcılığının eseri olduğu konusunda kafada soru işaretleri bıraktı. AARON, yapay zekanın sanat serüveninin yalnızca başlangıcıydı. Teknoloji ilerledikçe sanatta kullanılan yapay zeka programları da gelişmeye devam etti. Günümüzde sanat için MidJourney, GetIMG, Dall-E 2 gibi birçok yapay zeka uygulaması kullanılmaya başlandı. Yapay zekanın sanata olan etkileri göz ardı edilemez ancak bu alanın sağlıklı bir şekilde gelişmeye devam edebilmesi için yapay zekanın yaratıcılığı konusunda daha fazla görüşe gereksinim vardır. Referanslar Atamaner O. (2024, Nisan 5). Yapay Zeka ve Sanat: Yeni Bir Yaratıcılık Dönemi. Tskb. https://www.tskb.com.tr/blog/genel/yapay-zeka-ve-sanat-yeni-bir-yaraticilik-donemi Vass K. (2024, Nisan 30). Harold Cohen: ‘Once Upon A Time There Was An Entity Named Aaron. Kate Vass Galerie. https://www.katevassgalerie.com/blog/harold-cohen-aaron-computer-art Arslan Y. (2023, Mayıs 26). Yapay Zeka ve Değişimin Sanat Dünyasına Etkisi. Digipeak. https://digipeak.org/tr/blog/yapay-zeka-ve-degisimin-sanata-etkisi#:~:text=Algoritmalar%C4%B1%20ve%20derin%20%C3%B6%C4%9Frenmeyi%20kullanan,benzersiz%20sanatsal%20formlar%C4%B1%20denemelerini%20sa%C4%9Fl%C4%B1yor . Yavuz S.K. (2024, Şubat 29). Harold Cohen’in Yapay Zekayla Üretilen İşleri Jeneratif Sanatı Tekrar Gündeme Taşıyor. The Art Newspaper Türkiye. https://www.artnewspaper.com.tr/2024/02/29/harold-cohenin-yapay-zekayla-uretilen-isleri-jeneratif-sanati-tekrar-gundeme-tasiyor Whitney Museum of American Art. (2024). Harold Cohen: Aaron. Whitney Museum of American Art. https://whitney.org/exhibitions/harold-cohen-aaron?section=1&subsection=1 Coletta C.D. Greenstein J. (t.y.) In Memoriam. University of California. https://senate.universityofcalifornia.edu/_files/inmemoriam/html/HaroldCohen.html Evli A. (2020, Aralık 4). Aaron: İnsan ve Bilgisayar İş Birliğindeki İlk Sanat Deneyimi. Teknoloji.org https://teknoloji.org/aaron-insan-ve-bilgisayar-isbirligindeki-ilk-sanat-deneyimi/ Garcia C. (2016, Ağustos 23). Harold Cohen and Aaron A 40 Year Collaboration https://computerhistory.org/blog/harold-cohen-and-aaron-a-40-year-collaboration/ Aix.web. (t.y.). Aix.web. https://aix.web.tr/en-iyi-10-yapay-zeka-sanat-uygulamasi/ Cohen H. (2015, Haziran 1). A Sorcerer’s Apprentice Talk at the Tate Modern. Aaronshome. https://web.archive.org/web/20150701110404/http://www.aaronshome.com/aaron/publications/tate-final.doc Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri 07.07.25 Yazar: İrem Erdönmez Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Bir milleti diğer milletlerden ayıran en önemli karakteristik özelliklerden ilk ikisi kültürü ve dildir. Dillerin oluşumunda, gelişiminde ve değişmesinde görev alan, bir millete ait özerkliklerin adına kültür diyorsak bu özelliklerin nesillerden nesillere aktarımı diller dediğimiz sistemli yapılar sayesinde olmaktadır. Bu sistemli yapıların oluşumunda yer alan kültür canlı bir varlıktır. Bir millete ait insanların, yıllar içinde sosyolojik, psikolojik veya politik gibi birçok etkenin değişimiyle yaşanılan döneme göre uyum sağlama kaygısıyla toplumdaki bireylerde değişimler gözlenebilmektedir. Bu değişimler, doğrudan bir milleti birçok açıdan etkilediğinde, yaşam şekilleri ve düşünme şekillerini değiştirebileceğinden dolayı kültürün üstünde olumlu veya olumsuz değişiklikleri beraberinde getirebilmektedir. Günümüzde bu değişikliğin önderliğini yapan en önemli etken ise teknolojinin ürünleri olan sosyal medya vb. gereçlerdir. Bu tip mecralar sayesinde insanların başka kültürlerden etkilenmeleri kaçınılmaz olmuştur. Kültürü etkileyen bu sosyal medya araçlarının dolaylı veya direkt olarak dillerin üzerinde de etkisi olduğu söylenebilmektedir. Bu değişimlerin olumlu veya olumsuz oluşu ise insanların sosyal medya araçlarında ulaştıkları bilgilerin niteliği ve bu bilgilerin kişilerce nasıl işlendiğine göre değişim gösterebilmektedir. Kültürü etkileyen birçok etkenlerden biri için teknolojinin ögeleri örnek olarak gösterilebilmektedir. Ancak bu etkenlerden kaynaklanan değişimler bir anda gerçekleşmesi ön görülemez. Kültürlerin değişimi daha çok yaşanılan çağa ve döneme göre uyum sağlama olarak düşünülebilse de teknolojinin gelişiminin uzantısının ön görülemez olması nedeniyle kültürlerin ve dolayısıyla dillerin de etkilenme oranları şu an için belirsizliğini korumaktadır. Ancak teknolojinin ileride sunabileceği imkanlar üzerine yapılan tahminler çerçevesinde kültürün ve dillerin sonraki dönemlerde daha farklı biçimde ve daha çeşitli yönlerle etkilenebileceği öngörülebilmiştir. (Dimitrios Karakoulas, 2023) makalesinde yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin insan toplumunu nasıl temelden değiştirdiğini vurgulayarak teknolojinin, kültürün temel unsuru olan dil üzerindeki önemli etkisini vurgularken (Dominguez-Trejo) yazısında, teknolojinin iletişimi nasıl daha hızlı ve daha verimli hale getirdiğini, emojiler ve kısaltmalar gibi yeni dil biçimlerinin geliştirilmesine yol açtığını tartışırken, aynı zamanda yazım denetleyicilere ve otomatik düzeltmeye güvenmenin dil becerileri üzerindeki olası olumsuz etkilerine de dikkat çekilmiştir. (Alsaleh, 2024) ait makalede teknolojinin küresel yayılmasının nasıl kültürel homojenleşmeye yol açabileceğini ve potansiyel olarak yerel gelenekleri ve uygulamaları tehdit edebileceğini incelemesinin yanında (Beaumont, 2021) makalesinde ise teknolojinin dili sağlıklı ve doğal bir şekilde geliştirdiğini öne sürüyor ve gözlemlenen değişikliklerin yazılı iletişimin ortaya çıkışıyla başlayan dil geleneğinin bir parçası olduğu savunulmuştur. (McLuhan, 1962) kitabında kitle iletişim araçlarının, özellikle de matbaanın Avrupa kültürü ve insan bilinci üzerindeki etkilerini analiz ediyor, "küresel köy" gibi kavramları tanıtıyor ve teknolojilerin insan algısını ve toplumsal yapıları nasıl yeniden şekillendirdiğini tartışıyor. Teknolojik imkanların sunduğu araçların kültürü ve dilleri nasıl etkilediğini, aralarındaki etkileşimlerin yönünü ve bu etkileşimden kaynaklanabilecek sonuçların tahminlerini değerlendirebilmek için bu makalede nitel analizlere, makalelerin incelenmesine ve gözlemlere başvurulmuştur. Bu etkileşimlerin, kültür ve dil üzerinde bıraktığı izlerin derinliğinden ve kalıcılığından söz edebilmek için raporlara ve konu üzerinde yapılmış uzmanların görüşlerinin sentezlerinden yararlanılmıştır. Sosyal medyayı kullanan aktif kullanıcılar üzerinde yapılan gözlemlere dayanarak, bu kullanıcıların sosyal medya öncesinde sahip oldukları çevrenin bu araçlar ile genişletilmesi sayesinde, ait oldukları kültürlerin birbirleriyle etkileşimi kaçınılmaz olmuştur. Bu etkileşimlerin sayesinde insanların kullandıkları günlük dillerinin içine yeni kelimeler eklenmiş veya benimsenmiş kültür öğelerinin dönemle örtüşmediği gerekçesiyle kullanımları ve yaygınlığı azalmıştır. Kullanılan yeni kelimelerin veya eskimiş kültürel öğelerin yaygınlığının azalmasının yol açacağı olumlu veya olumsuz nedenler üzerindeki tahminler bu değişimlerin milletler arasındaki ortak kültürel hazine oluşumlarının birer başlangıcı olduğunu, eskiyen kültürel öğelerin tamamen kaybolmadığını sadece döneme uyum sağladığını düşünürken bazı uzmanlar ise kültür üzerinde yapılacak herhangi bir değişimin dil üzerinde nesiller sonra öngörülemez sonuçlar doğurabilmesinden kaynaklanan endişelerini tasvir etmişlerdir. Kültürler her dönemde çağa uyum sağlamak için değişimler gösterseler bile bu kültür hazinelerinin doğru şekilde muhafaza edilmesiyle yozlaşmanın önüne geçinilebileceği savunulmuştur. Ancak hangi öğelerin korunması gerektiği ve konunun soyut bir tarafının olmasından dolayı yozlaşmanın önünü de açabilmesi ön görülmektedir. Teknolojinin sunduğu imkanların, kültüre ve dolayısıyla dillerin üzerindeki etkilerinin öngörülemez olmasıyla birlikte internet ortamında var olan sanal ortak bir kültürün de oluştuğu inkar edilemez bir gerçektir. Referanslar: Alsaleh, A. (2024, Aralık 30). The impact of technological advancement on culture and society. Scientific Reports . Beaumont, N. (2021, Şubat 11). The impact of technology on the words we use. harvard.co.uk . Dimitrios Karakoulas, K. T. (2023, Kasım 1). The Crucial Impact of Technology on Language and Culture. ResearchGate . Dominguez-Trejo, J. (tarih yok). Technology's Impact on Language. Greenfield High School . McLuhan, M. (1962). The Gutenberg Galaxy: The Making of Typographic Man. Kanada: University of Toronto Press. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

  • Duygular, Dilbilim ve Yapay Zekanın Etkileşimi: Anlayışlı Bir Yolculuk | TechMakale

    Önceki Sonraki Facebook X (Twitter) WhatsApp LinkedIn Pinterest Bağlantıyı Kopyala Duygular, Dilbilim ve Yapay Zekanın Etkileşimi: Anlayışlı Bir Yolculuk 02.05.24 Yazar: Merve Baran Duyguların, dilbilimin ve yapay zekanın (AI) entegrasyonu, insan duygusal zekası ile makine öğrenimi arasındaki boşluğu kapatma yolunda hızla gelişen bir araştırma alanıdır. Bu makale, özellikle AI'nin dil analizi yoluyla insan duygularını nasıl yorumladığını ve buna nasıl tepki verdiğini kapsayan bu alanlar arasındaki karmaşık etkileşimi keşfetmektedir. Çalışma, mevcut araştırma durumunu, metodolojileri, bulguları ve sınırlamaları gözden geçirir ve duygusal olarak farkında olan AI sistemlerinin gelecekteki etkilerini tartışır. Bu keşif, AI teknolojisini insan duygusal durumlarına daha duyarlı ve hassas bir şekilde ilerletmek için hayati öneme sahiptir. Duygusal zeka, dilbilimsel karmaşıklık ve yapay zeka arasındaki yakınsama, teknoloji alanında benzersiz bir meydan okuma ve fırsat sunmaktadır. Bu deneme, AI sistemlerinin dil yoluyla insan duygularını nasıl yorumladığı ve taklit ettiği, bu alanda uygulanan metodolojiler, önemli bulgular ve bu tür ilerlemelerden kaynaklanan etik düşünceleri incelemektedir. Bu çalışma için araştırma metodolojisi, duyguların, dilbilimin ve yapay zekanın (AI) entegrasyonuna dair içgörüler elde etmek için sistematik bir literatür taraması kullanılarak nitel bir yaklaşımda temellendirilmiştir. Bu, akran değerlendirmesinden geçmiş akademik makaleler, teknik raporlar, endüstri analizleri ve ana metinlerin kapsamlı bir incelemesini içermiştir. AI sistemlerinin metin ve vokal girdiler aracılığıyla insan duygularını nasıl tanıdığı ve yorumladığına dair çalışmaları keşfetmek. Bu, algoritmik yaklaşımları, makine öğrenimi tekniklerini ve duygu tanıma konusunda yapılmış vaka çalışmalarını gözden geçirmeyi içermiştir. AI'da dilbilimin rolünü vurgulayan araştırmaları incelemek, özellikle AI sistemlerine insan dilinin nüanslarını ve karmaşıklıklarını anlamayı öğretmek. Bu, doğal dil işleme (NLP), semantik analiz ve empatik konuşma ajanlarının geliştirilmesi üzerine yapılan çalışmaları içermiştir. Duygu farkında olan AI sistemlerinin etik sonuçlarını incelemek, gizlilik endişeleri, veri güvenliği ve duygusal verilerin kötüye kullanılma potansiyeline odaklanmak. AI etiği, veri koruma ve insan hakları gibi disiplinlerarası alanlardan literatür, geniş toplumsal etkileri anlamak için gözden geçirilmiştir. Metodoloji, duygusal olarak zeki AI sistemlerinin mevcut durumu ve gelecek perspektiflerine kapsamlı bir bakış sunmak amacıyla tasarlanmıştır, teknolojik ilerlemeler ve etik düşünceler arasında dengeli bir perspektif sağlamaktadır. AI, insan duygularını tanımada önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Örneğin, Picard (2000), AI'nin dilbilimsel ipuçlarını ve vokal tonlamalarını analiz eden algoritmalar aracılığıyla konuşma ve metinden duyguları ayırt edebileceğini göstermiştir. Bu ilerlemeler, müşteri hizmetleri botları, terapötik yardımcılar ve etkileşimli öğrenme araçları gibi uygulamalar için hayati öneme sahiptir. Dilbilim, AI sistemlerini daha insan benzeri hale getirmede hayati bir rol oynamaktadır. Cambria ve diğerleri (2014), NLP tekniklerinin dildeki duygusal içeriği analiz ederek AI'nin empatik olarak yanıt vermesini sağladığını vurgulamıştır. Bu, çeşitli alanlardaki insan-AI etkileşimlerinin kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Duyguların AI'ye entegrasyonu önemli etik kaygılar doğurur. Robbins ve Wallace (2019), gizlilik, veri güvenliği ve duygusal verilerin kötüye kullanılma potansiyelinin ele alınmasının önemini tartışmıştır. Bu kaygılar, AI gelişiminde sağlam etik çerçeveler ve düzenlemelerin gerekliliğini vurgular. Duygu tanıma algoritmalarının doğruluğunu artırmak birincil bir hedeftir. Bu, AI'nin karmaşık duygusal durumları ve ince dilbilimsel ipuçlarını daha iyi yorumlamasını geliştirmeyi içerir. Daha geniş bir diller ve diyalektler yelpazesini anlayıp işleyebilecek sofistike NLP algoritmalarının geliştirilmesi esastır. Riek (2019) tarafından önerildiği gibi, etik sonuçları ele almak ve duygu farkında olan AI sistemlerinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesini sağlamak için disiplinlerarası işbirlikleri hayati öneme sahiptir. Duyguların, dilbilimin ve AI'nin entegrasyonu, insan-bilgisayar etkileşimlerini devrim niteliğinde değiştirecek önemli bir potansiyele sahiptir. Adreslenmesi gereken zorluklar olmasına rağmen, bu alandaki ilerlemeler, çeşitli uygulamalar için umut verici fırsatlar sunmaktadır, bu da sürekli araştırma ve etik uyanıklık ihtiyacını vurgulamaktadır. Referanslar E. Cambria, B. Schuller, Y. Xia, and C. Havasi, "New Avenues in Opinion Mining and Sentiment Analysis," IEEE Intelligent Systems, vol. 28, no. 2, pp. 15-21, Mar.-Apr. 2013. E. Hovy and J. Lavid, "Towards a ‘Science’ of Corpus Annotation: A New Methodological Challenge for Corpus Linguistics," International Journal of Translation, vol. 22, no. 1, pp. 13-36, 2010. L. D. Riek, "Healthcare Robotics," Communications of the ACM, vol. 60, no. 11, pp. 68-78, Nov. 2017. R. Picard, "Affective Computing," MIT Press, 2000. R. W. Levenson, P. Ekman, and W. V. Friesen, "Voluntary Facial Action Generates Emotion-Specific Autonomic Nervous System Activity," Psychophysiology, vol. 27, no. 4, pp. 363-384, 1990. S. Robbins and M. Wallace, "The Last Asylum: A Memoir of Madness in Our Times," University of Chicago Press, 2019. Son Yayınlar 12.10.25 21. Yüzyılda Okuryazarlığın Dönüşümü: Kodlama Ve Robotik Eğitimlerinin Rolü Bu makale, 21. yüzyılda dijital okuryazarlığın önemli bir parçası hâline gelen kodlama ve robotik eğitimlerinin, bireylerin problem çözme, algoritmik düşünme ve yaratıcı üretim becerilerini nasıl geliştirdiğini incelemektedir. Erken yaşta bu becerilerin kazandırılmasının, sürdürülebilir kalkınma ve dijital okuryazarlık açısından kritik olduğu vurgulanmaktadır. Daha Fazla 13.08.25 Makine Çevirisinin İnsan Tercümanların Yerini Alabilmesi İhtimali Üzerindeki Değerlendirmeler Gittikçe kalitesini geliştiren online çevirilerin insan tercümanların yerini alabilme olasılığı hakkındaki görüşlerin, tahminlerin ve ihtimallerin aynı zamanda bu ihtimallere sebep olan nedenlerin değerlendirilmesi üzerine sunulan rapordur. Daha Fazla 07.07.25 Teknolojinin Kültüre Etkisi ve Dil Üzerine İzdüşümleri Kültür ile var olan dillerin ve aynı zamanda dillerle aktarılan kültürlerin, birbirleri ile olan etkileşimleri düşünüldüğünde etkilendikleri paydaşlar ortaktır. Bu paydaşların arasında en çok göze çarpan etken ise teknolojinin kendisidir. Daha Fazla 10.06.25 Yapay Zeka İle Tele Sağlık Ve Uzaktan İzleme Yapay zeka destekli telesağlık ve uzaktan izleme sistemleri, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirirken; kronik hastalık yönetimi, erken teşhis ve hasta memnuniyeti gibi alanlarda büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, veri gizliliği, etik sorumluluklar ve altyapı eksiklikleri bu sistemlerin yaygınlaşmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Daha Fazla 27.05.25 Teknolojinin Sanat Restorasyonu Ve Korunumu Üzerindeki Etkisi Sanat eserlerinin korunumu, kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak açısından kritik olup, modern teknolojilerle daha hassas hale gelmiştir. Örneğin, Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" ve Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanı gibi eserlerde röntgen, dijital tarama ve ultraviyole ışınlar kullanılarak detaylı analizler yapılmıştır. Ancak bu teknolojiler yüksek maliyetler ve etik sorunlar gibi zorluklar da getirmektedir. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonu, etik standartların belirlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi gibi alanlarda ilerlemeler sağlanmalıdır. Daha Fazla 20.05.25 Çocuklarda Kritik Dönemdeki Dil Edinimi Ve Teknolojinin Rolü: Kritik Dönem İle Teknolojinin Kesişimlerinde Öngörülen Durumlar Çocukluğun dil edinimi sağladığı kritik dönemde (Critical Period Hypothesis) teknolojik araç ve gereçlerin dil edinimi süreci üzerindeki rolünün etkisi gittikçe artmıştır. Daha Fazla

Öne Çıkanlar

bottom of page